Pan’s Labyrinth

Pan's LabyrinthCronos ve Hellboy gibi filmlerle farklı çizgisini oturtan Latin yönetmen Guillermo del Toro, filmi Pan’s Labyrinth’te İspanyol iç savaşını bir çocuğun gözlerinden fantastik bir dille anlatıyor.

Filmde iç içe geçmiş iki ana hikâye var. Bunlardan ilki, yetişkinlerin dünyasının acımasızlığı üzerine. 1940’lı yıllar ve acımasız bir savaş devam etmekte. Savaşın taraflarından birisi kahramanımız Ofelia’nın acımasız üvey babası. Onun acımasız yüreğinde Ofelia’ya da yer yok. İkinci hikâye ise kitap kurdu Ofelia’nın hayal dünyasında geçiyor. Küçük kahramanımız, perilere dönüşen böceklerin, keçi adam Pan’ın peşinden labirentlere, oradan da zaman zaman insanın kanını donduran maceralara atılıyor. Bu iki hikâyenin birleşiminden doğan renk ne kırmızı ne de sarı. Hayal ve gerçeğin birbirine karıştığı Ofelia’nın dünyasına turuncu gibi ara bir renk hakim.

2006 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan, 2007 Oscar Ödüllerinde En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Görüntü, En İyi Makyaj ödüllerini kucaklayan filmin yönetmeninin başarısı, anlattığı hikâyeyi bir masala dönüştürebilmesi ve ona bizi inandırabilmesi olsa gerek. 10 yaşındaki bir çocuğun savaşa tanık olan gözleri, o acımasız dünyada Ofelia’nın yalnızlığı o kadar inandırıcı ki çıktığı yolculuğun hayal mi gerçek mi olduğunu sorgulamıyoruz bile. Onun yanında yer alıyor ve dünyasına onun gözleriyle bakıyoruz.

Pan's LabyrinthOyuncu seçimi ile ayrıntılara baktığımızda şu gibi haberlere ulaşıyoruz: Yönetmenimiz Toro, filmde Kaptan Vidal’ı canlandıran Sergi López’i daha ortada bir senaryo yokken bile bir sonraki filminde oynatmaya karar vermiş. Ana karakter Ofelia’yı canlandıran ve gerçek hayatta da 11 yaşında olan Ivana Baquero, daha önce birkaç İspanyol filminde küçük roller almış ama yönetmenin gözüne, yaşına göre fazlaca zeki sözler sarf ettiği bir röportaj sayesinde girmiş. Saklayacak sırlarıyla hüzünlü ve içe dönük bir karakter olan Mercedes rolü için Maribel Verdú’nün seçilmiş olması da şaşırtıcı değil.

Ayrıca yönetmen Guillermo del Toro verdiği röportajlarda, filmin kendisi için ayrı bir önemi olduğunu belirtiyor. Kendisi yıllardır, içinde onlarca çizim ve yüzlerce yazı olan bir “fikir günlüğü” tuttuğunu, bu filmde günlüğünün arasında kalmış bir çok taslağın hayat bulduğunu söylüyor.

Geride bıraktığımız İstanbul Film Festivali’nin de en çok ilgi gören filmlerinden olan –Türkçe adıyla- Pan’ın Labirenti, festivalin ardından ülkemizde de vizyona girdi. Filmi izlerken masalsı bir yolculuğa çıkacak ve zaman zaman gerileceksiniz, hazırlıklı olun…

Yorum Yap



Gürsoylar