delete

Güney Afrika’da kim gülecek?…

Güney Afrika'da kim  gülecek?...Dünya liglerinde sezonların tamamlanışı ve Şampiyonlar Ligi kupasının da sahibini buluşuyla futbolseverler tek bir hedefe kilitlenmeye hazırlanıyor: Dünya Kupası’na! Takvimler 11 Haziran’ı gösterdiğinde tüm dünyanın gözü Güney Afrika’ya dönecek ve tam bir ay futbol hayatımızın önemli bir parçası haline gelecek. 6 kıtadan 32 farklı ülkenin milli takımları dünyanın en büyüğü olmak için Güney Afrika’da ter dökecek. Biz de Dünya Kupası öncesinde takımlara ve gruplara şöyle bir göz atalım dedik. Favorinizi seçmek size kalmış…

A Grubu

Güney Afrika: Turnuvaya ev sahibi kategorisinden katılan Güney Afrika’nın en büyük avantajı “vuvuzelalı” taraftarları olacak gibi gözüküyor. Seyirci desteğinin yanı sıra Fenerbahçe’yi de Brezilya’yı da şampiyon yapan tecrübeli teknik adam Carlos Alberto Parreira’yı arkasına alsa da Bafana Bafana’nın grupta işi o kadar kolay değil.

Meksika: Güney Afrika’yla turnuvanın açılış maçını yapacak Meksika, Dünya Kupası’nın gediklilerinden. Kupa tarihlerinde en iyi dereceleri 1930’da oynadıkları çeyrek final olsa da, Javier Aguirre’nin öğrencileri gruptan çıkmaya aday ekiplerden birisi. En büyük kozlarından birisi de Galatasaray’lı Dos Santos tabii.

Uruguay: Dünya Kupası tarihinin ilk şampiyonu, geçmişteki başarıları diriltme ümidiyle geliyor Güney Afrika’ya. Forlan, Lugano ve Suarez’i içeren kadrosuyla gruptan çıkmanın yollarını arayacaklar.

Fransa: Kâğıt üzerinde grubun favorisi gözüküyorlar ama oynadıkları futbol çok eleştiri alıyor. 1998 Dünya Kupası ve 2000 Avrupa Şampiyonası zaferlerinden sonra arzu edilen başarıların uzağında kalan Horozlar, eve bir kez daha kupayla dönmek istiyorlar.

B Grubu

Güney Afrika'da kim  gülecek?...Arjantin: İlk akla gelen 2-3 favoriden birisi Arjantin şüphesiz. Beri yandan elemelerde ve hazırlık maçlarında epey zorlandıklarını söylemek de mümkün. Bu kez teknik direktör koltuğunda oturan Maradona’nın işi sanıldığı kadar kolay değil fakat turnuvanın en iyi forvet hattına sahip olduğunu söylemeye de gerek yok herhalde. Her şey bir yana Messi onlarda!

Nijerya: 1994 ve 1998’de gruptan çıkma başarısı gösteren Nijerya bu yıl da Afrika’nın kupa ümitlerinden birisi olacak. Süper Kartallar yetenekli ama dağınık bir kadroya sahip.

Güney Kore: 2002’de Guus Hiddink’le yakaladığı dünya dördüncülüğünün ardından düşüşe geçen Güney Kore, Asya kıtasının çok şeyler beklediği takımlardan.

Yunanistan: 2004 Avrupa Şampiyonası’nın sürpriz şampiyonu, B grubunun tek Avrupalısı. Komşunun en büyük kozu ise şüphesiz taktik ustası teknik adamları Otto Rehhagel.

Güney Afrika'da kim gülecek?...C Grubu

İngiltere: Gerrard, Lampard, Rooney, Terry… Adı başarıyla özdeşleşen İtalyan hoca Fabio Capello, İngiltere’nin 1966’dan beri süren kupa hasretine 2010’da son vermek istiyor. Zaten İngiltere yıllar sonra ilk defa kupada büyük favori gösterilen takımlar arasında.

ABD: Geçen yıl Güney Afrika’da Konfederasyon Kupası finalini oynama başarısı gösteren ABD’nin hedefi en azından gruptan çıkabilmek olacak. Gruptaki rakiplerine bakıldığında bu o kadar da zor gözükmüyor. En kötü İngiltereli kuzenlerinin diğer rakipleri karşında alacakları sonuçlara güvenecekler.

Cezayir: Dünya Kupası’na son Afrika Kupası şampiyonu Mısır’ı eleyerek katılan Cezayir, Kuzey Afrika’nın 2010 temsilcisi. Kadrodaki Fransa doğumlu oyuncuların çokluğu dikkat çekiyor.

Slovenya: Slovenya, play-off maçında Hiddink’in Rusyası’nı saf dışı bırakarak finallere katılma hakkını elde etti. ABD ve Cezayir’le ikincilik için kapışacaklar gibi gözüküyor.

D Grubu

Güney Afrika'da kim  gülecek?...Almanya: Kaptan Ballack’ın sakatlanarak kupa dışında kalmasıyla sıkıntılı günler geçiren Panzerler kupanın daimi favorilerinden. Teknik direktör Löw, Ballack’tan boşalan yeri Mesut Özil’le doldurmaya çalışabilir. Fena da olmaz hani.

Avustralya: Finallere üçüncü kez katılma hakkı elde eden Okyanusya temsilcisinin en güvenilen isimleri arasında yine tanıdıklar var: Galatasaraylı Harry Kewell ile Lucas Neill ve Antalyaspor’lu Michael Jedinak.

Sırbistan: Sırbistan, eleme gruplarında Avrupa’nın en iyi performanslarından birisini göstererek Güney Afrika vizesini elde etmişti. Manchester United’lı Vidiç ve Ajax’lı Panteliç kadronun öne çıkan isimleri.

Gana: 2006’da, ilk katıldığı Dünya Kupası’nda gruplardan çıkmayı başarmıştı Gana. Aynısını tekrarlamayı deneyecekler fakat turnuva öncesinde Almanya dışındaki üç takımın güçleri birbirine denk gözüküyor.

E Grubu

Hollanda: ’74 ve ‘78’de iki kez üst üste final oynama becerisi gösteren Portakallar henüz kupaya uzanabilmiş değiller. Bu sene yine iddialılar. 2010 onların yılı olabilir mi? Neden olmasın?

Danimarka: Elemelerde Portekiz ve İsveç gibi tecrübeli ekipleri geride bırakarak kupaya gelen Danimarka’nın kupa şansı gruptaki esas rakipleri olarak gözüken Japonya ve Kamerun ile oynayacağı maçlara bağlı.

Japonya: ’98’den beri kupanın istikrarlıları arasında yer alan Japonya, artık 2. turun ötesini hedefliyor. Japonya da bir başka tecrübeli teknik adama, Osim’e emanet.

Kamerun: Kamerun’un kadrosu neredeyse tamamı Avrupa’da top koşturan oyunculardan kurulu. Takım ruhunu da sahaya yansıtabilirlerse grupta kesinlikle şansları var. En büyük kozları da bu sene Inter’le Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu yaşayan Eto’o.

Güney Afrika'da kim gülecek?... F Grubu

İtalya: Son şampiyon İtalya, 2006’daki başarıyı tekrarlamak için sahada olacak. 2006 sonrasında milli takımı bırakan Lippi, Euro 2008’de yaşanan hayal kırıklığı üzerine bir kez daha göreve getirildi. Ancak onlar da eleştiri alan takımların başında geliyor.

Paraguay: Paraguay, katıldığı 7 turnuva ile Dünya Kupası’nın tecrübelilerinden. Grupta İtalya’nın ardından ikinciliğe en yakın ekip gibi duruyorlar.

Yeni Zelanda: 2010, aynı zamanda Yeni Zelanda’nın uluslararası arenaya dönüşü olacak. 1982’den beri kupadan uzaklar. Finallerde Okyanusya’yı temsil edecekler.

Slovakya: Turnuvanın “çömezi” Slovakya olacak; 32 takım arasında Dünya Kupası heyecanını ilk defa bu yıl yaşayacak tek takım Slovakya. Epey tecrübe eksikliği yaşasalar da elemelerde ortaya koydukları futbol parmak ısırtıyordu. Takımda Beşiktaş’lı Holosko’yu da izleme şansımız var.

G Grubu

Brezilya: Fazla söze ne hacet! Bu turnuvanın en başarılı takımı Brezilya. 5 defa ile en fazla şampiyon olan takım ve bütün finallere katılma başarısı gösteren tek takım. Favori olduklarını söylemeye gerek var mı?

Kuzey Kore: Finallere 2010’la dönecek bir diğer ülke de Kuzey Kore. En son 1966’da (çeyrek finalde 3-0 öne geçmelerine rağmen Portekiz’e 5-3 yenilmişler!) turnuvaya katılan Asya ekibi sürpriz kovalayacak ekiplerden.

Fildişi Sahilleri: Kadrosu göz kamaştıran takımlardan birisi de Fildişi Sahilleri şüphesiz. Didier Drogba, Salomon Kalou, Abdel Kader Keita, Yaya Toure o kadronun yalnızca birkaç üyesi. Rakiplerin gücüne rağmen gruptan çıkmaları hatta daha da ilerlemeleri şaşırtıcı olmaz.

Portekiz: Portekiz, şampiyonaya play-off maçlarıyla kalan ekiplerden. Güney Afrika biletini son anda almış olsalar da yıldızlarla dolu bir kadroya sahipler. Teknik direktör Carlos Querioz takım içi dengeleri sağlayabilirse Portekiz en yukarıları hedefleyebilir.

H Grubu

Güney Afrika'da kim  gülecek?... İspanya: Son Avrupa şampiyonu İspanya, Güney Afrika’da da en önemli favorilerden birisi. Büyük turnuva kazanamama problemini 2008’de sonlandıran Beşiktaş’tan tanıdığımız Del Bosque yönetimindeki İspanyolların artık tek hedefi dünya şampiyonluğu.

İsviçre: Başarılı teknik adam Ottmar Hitzfield önderliğindeki İsviçre, H Grubu’nda İspanya’dan sonra ikinciliği elde edemezse sürpriz sayılabilir. Zira iyi, mücadele eden bir kadroları var. Rakipler, Honduras ve Şili İsviçre karşısında epey zorlanacaklar bu kesin.

Honduras: İlk Dünya Kupası deneyimini 1982’de yaşayan Honduras, o tarihten bu yana finallerde yer alamıyor. Orta Amerika temsilcisi kupaya renk katmanın yollarını arayacak.

Şili: Güney Amerika elemelerinde Brezilya’nın ardından ikinci olarak kupa biletini cebine koyan Kırmızılar için gruptan çıkmak yeterli bir başarı olarak görülebilir. Beşiktaş’lı Rodrigo Tello’nun da Dünya Kupası kadrosunda yer aldığını ekleyelim.

delete

e=m×c²!

e=m×c²!Albert Einstein, genel görelilik ya da eski adıyla izafiyet kuramını 1915 Kasım’ında açıkladı. Tabii biz de bu yıl dönümünü fırsat bilip tarih boyunca hiçbir bilim adamının ulaşamadığı bir üne ulaşan, popüler kültürde adı deha ile aynı anlama gelen bu kocaman dilli önemli bilim adamını size tanıtmaya karar verdik.

Albert Einstein, 14 Mart 1879’da Almanya’nın Ulm kentinde doğdu. Eğitiminin ilk zamanlarında çok parlak bir öğrenci olmadığı, özellikle sosyal yönünün zayıflığı nedeniyle zorluk yaşadığı söylenir. Zürih Politeknik Üniversitesi’nde eğitim görürken dönemin en büyük bilimadamlarının eserlerini okuyarak kafasındaki soruların cevaplarını bulmaya başladı. İsviçre vatandaşı oldu ve hem çalışıp hem bilimsel araştırmalar yapmaya devam etti. 1905 yılında bir Alman bilim dergisinde incelemeleri yayımlandı. Bu yazılardan biri foton ismi verilen maddenin varlığıyla ilgiliydi ki bu kuantum fiziğinin temelini oluşturur. Yazılardan bir diğerinde ise uzay ve zaman kavramları arasındaki ilişkiye yeni bir boyut getirdi ve görelilik kavramını yeniden açıkladı. Son incelemede ise e=mc² formülü geldi.

Bu incelemeleriyle bilim çevrelerinin dikkatini çeken fizikçi, Zürih’te ve Prag’daki bazı üniversitelerde görev yaptıktan sonra yine Zürih’teki Berli Kaiser-Wilhelm Enstitüsü’nde profesörlük yapmaya başladı. Onun öğrencisi olma şansını yakalayanlar durumlarının farkında mıydılar bilmiyoruz tabii. Hitler iktidara gelince ortalık karıştı ve Einstein da 1933 yılında Almanya’dan ayrıldı.

e=m×c²!Avrupa’daki çeşitli şehirlerde bulunduktan sonra Amerika’ya gitti ve Princeton’daki Institute for Advanced Study’deki profesörlük kürsüsünü kabul etti. Bu arada Amerikan vatandaşı oldu. 18 Nisan 1955’te, 76 yaşındayken öldü.

Teorik fizikçi Einstein, genellikle 20. yüzyılın en önemli bilim adamı sayılır. Görelilik teoremini bulması dışında kuantum mekaniğinin gelişmesinde de büyük rol oynadı dediğimiz gibi. 1905’te gerçekleştirdiği “fotoelektrik olay” denilen fenomeni açıklayan çalışmaları ve fizik bilimine yaptığı genel katkılar sebebiyle 1921’de Nobel Fizik Ödülü’nü aldı.

Üç boyutlu dünyamızda zamanın dördüncü boyut olduğunu söyleyen Albert amca, hayal gücünün bilgiden daha önemli olduğunu söylediği ünlü vecizesiyle de hayatlarımıza nüfuz etmiştir. Bir de insanların ön yargılarını kırmanın atomu parçalamaktan daha zor olduğunu söylediği için psikoloji bilmine de ilgisi olduğunu tahmin ediyoruz. Sosyoloji ile ilgisini ise The World As I See It isimli kitabı yazarak ortaya koydu zaten.

e=m×c²!Time dergisinin yüzyılın insanı seçtiği Einstein, beyninin normalden daha fazla çalıştığı şeklindeki açıklamalara karşın dört yaşındayken konuşmaya başladı. Böylelikle, çocukları üç yaşına gelip de henüz konuşamayan ebeveynlere önemli bir teselli kaynağı da oluyor kendisi. Adam her şeyiyle insanlığa yararlı.

Roosevelt’e Almanlar’ın atom bombası imal ettiklerini söylediği bir mektup yazdığı için dünyanın bir parçasının yok olmasına sebep olan utanç kaynağının yaratılmasına dolaylı olarak katkıda bulunmuş olduğu söylenir ama aslı yoktur, mektup uyarı amaçlıdır. Günümüzün ünlü fizikçisi Stephen Hawking, “Atom bombası için Einstein’ı suçlamak, yerçekimi nedeniyle düşen uçaklar yüzünden Newton’u suçlamaya benzer” diyerek konu hakkındaki fikrini belirtmiştir. Zaten Einstein Nazi anlayışına karşı verdiği mücadele ve nükleer silahların yapımına karşı tutumu ile de barışçıl tarafını ortaya koymuştu.

İki kere evlenmiş olan ve bazen yemek yemeyi unuttuğu söylenen Einstein, kendisine önerilen İsrail Cumhurbaşkanlığı’nı da reddetmiş bir kişilik. Müziğe olan merakı onu keman çalmaya yöneltmişti. Öldükten sonra vücudu yakılmıştı yakılmasına ama beyni incelenmek üzere ayrılmıştı. Normal bir beyinden çok fazla değişik olmadığı açıklandı ama yine de bazı hücre oranlarında farklılık ve loblarında sıra dışı oyuklar olduğu söylendi.

Einstein, ışık hızından hızlı gidebilen bir şeyin zamanda yolculuk yapabileceğini ancak ne yazık ki hiçbir şeyin de ışıktan daha yüksek bir hıza ulaşamayacağını, dolayısıyla zamanda yolculuk yapılamayacağını söyledi.

2005 yılı Almanya’da Einstein yılı olarak kutlanıyor.

Son olarak ise yine kendi özlü sözlerinden birini kullanalım: “İki şey sonsuzdur: insanlığın aptallığı ve kainat. Ama ikincisinden o kadar da emin değilim…”

delete

Gıcık Pi

Gıcık piPi, biliyor olabileceğiniz gibi, dairenin alanını ve çevresini bulmaya yarayan bir sayı. 3,14 deyip geçiyoruz ama göründüğü kadar mülayim bir sayı değil pi; dört bin yıldır matematik ile felsefenin her tarafına, piramitlere ve hatta ekin halkalarına kadar sızmış durumda bu değer. Bir Japon da işini gücünü bırakmış ve 83,431 basamağını ezberden okuyarak bir rekor kırmış. Bıraktığı işinin gücünün de psikiyatri olduğunu söylersek durum biraz daha anlam kazanmaya başlayacak sanırız! Delirmiş yani adam yahu, anlasanıza.

Üstelik 59 yaşındaki Tokyolu psikiyatr Akira Haraguchi, öyle kıl payı filan bir rekor da kırmamış, mevcut Guinness rekoru olan 42,195 haneyi neredeyse ikiye katlamış. Önceki rekor 1995′de kırılmış ve bu da Hiroyuki Goto adlı 21 yaşında bir Japon’a aitmiş. Bu öyle kolay birşey değil, pi sayısını şu an için 1,24 trilyon hanesi hesaplanabilmiş ve bu rakamlar asla belirli bir sırayla tekrarlanmıyor.

Bay Haraguchi, başladıktan üç saat sonra ulaştığı 16,000. basamağa doğru bir rakamı unutunca yeniden başlamak zorunda kalmış. 1 Temmuz Cuma sabahı başladığı rekor tamamlandığında artık 2 Temmuz’muş! Bay Haraguchi, bütün gün boyunca meditasyon yapmış ve rakamları trans halindeyken saymış.

Gıcık piPeki pi sayısına verilen bu önemin sebebi ne oluyor ki? Pi sayısı, Eski Mısır ve Babil’de ortaya çıkmış. Antik Yunan’da kullanılmış. Pi sayısını 3,14 olarak sayısallaştıran Arşimet’miş, yıllardan M.Ö. 200 imiş. Ona bildiğiniz pi simgesini yakıştıran da 1706′da İngiliz William Jones olmuş.

Pi sayısı, bir dairenin çevresinin çapına bölümü ile elde edilen sabit bir sayıdır. Ancak “pi sabiti” tabiri yanlıştır, çünkü pi sayısı bir orandır. Çevrenin çapa bölümü ile elde edilir tabirinden pi sayısını “bir şey bölü bir şey” olarak bulabileceğimizi düşünmek de yanlıştır, zira pi sayısı irrasyonel bir sayıdır ve irrasyonel sayılar bu şekilde ifade edilemez. Ayrıca irrasyonel sayılar, virgülden sonra kendini tekrar etmeyen sonsuz sayıda basamağa sahip olmalıdır ki pek kıymetli pi, bu özelliği de aynen taşımaktadır. Pi sayısı, şimdiye kadar en fazla 2002′de Japonya’da 1,24 trilyonuncu basamağa kadar hesaplanabildi. Bu kadar sonsuz yani. Elbette sonsuz olması, sonsuz işe yaradığı anlamına gelmiyor. Pi sayısı, basit işlemlerde 3,14, daha komplike işlemlerde 3,1416 olarak kullanılıyor. Önemli hesaplarda virgülden 49 basamak uzaklaşılıyor.

Uzay araştırması boyutunda temkinli yaklaşılması gereken hesaplamalarda bile bininci basamaktan sonrası hesaba katılmıyor, buradan sonrası ancak bilim adamlarının kendilerini test etmelerine yarıyor. Ancak yine de çok vaktiniz ve enteresan olma kaygınız varsa ezberleyin diye size virgülden sonraki 30 basamağı yazalım, daha fazla merak edenler de Alfred S. Posamentier ve Ingmar Lehmann’ın yazdığı “Pi’nin Biyografisi” adlı kitabı alsınlar: 3.141592653589793238462643383279.

delete

Hotel California ve Hikayesi

Hotel California şarkısını sevmeyen yoktur. 1976 da kaydedilen bu beste Don Felder, Don Henley ve Glenn Frey imzalıdır. Yandaki foto aynı adı taşıyan uzunçaların kapağıdır. Peki bu unutulmaz şarkı neyi anlatır, işte Hotel California ‘ın kısa hikayesi :

1969 yazında hikayenin kahramanı olan adam uzun bir seyahate çıkar. Ve yolu California’dan geçerken dinlenmek için Hotel California’yı bulur. Ufak sevimli bir oteldir. Sıcak bi havası vardır. Bir odaya yerleştirilir. Oteldeki ikinci gününde, odasının hemen yanındaki odada kalan kızla tanışır, arkadaş olurlar. Birlikte gezmeye başlarlar, çok fazla zaman geçmeden birbirlerine aşık olurlar ve tatili Hotel California’da birlikte geçirmeye karar verirler. Çok severler birbirlerini, bütün bir yaz hep beraberdirler. Otelin sıcak insanları, sevimliliği sadeliği onları çok etkilemiştir. Unutamayacakları bir yaz yaşarlar.

Yazın bitiminde bir karar vermek zorundalardır ayrılık için. Ve şöyle derler ‘ Eğer bir sene sonra birbirimizi unutmaz ve yine bu kadar çok sevecek olursak, gelecek yazın ilk gününde (tanıştıkları günü kastederek) Hotel California’da buluşacağız ‘ diyerek sözleşirler. O zamana kadar birbirlerini hiç aramayacaklardır. ( bu aşk bir yaz aşkımı yoksa gerçek bi aşk mı anlamak için yaparlar bunu)…

Tam bir sene geçmiştir. Adam sözleştikleri gibi bir sene sonra otelde buluşmak için yola çıkar. Tanıştıkları ilk gündür o gün. yol uzundur bitmek bilmez adam için ve sonunda California’ya varır. Otelin oraya geldiğinde kapkara bi bina bulur..otel bir gün önce yanmıştır…Hemen sevdiği kıza haber vermek ister. Onunda gelmiş olabileceğini düşünerek olması muhtemel yerlere bakar. Ancak bulamaz. Ve sonunda çok acı birşey öğrenir ve bu şarkı ortaya çıkar. Acı gerçek ne mi? Sevgilisi süpriz yapmak için bir gün önceden otele gelmiştir. Ve çıkan yangında ölmüştür…

Eagles - Hotel California (Live)
delete

Olasılıksız

Gelin, olasılıksıztan söz edelim.İlk önce , olasılık dediğimizde en sık akla gelen çekilişlerden, piyangolardan söz edelim.

Amerika’daki en büyük piyangoyu, Powerball’ı kazanabilme olasılığı 120.000.000′da 1′dir. Powerball’ın ilk oynanmaya başlandığı 1997′den beri elliden fazla insan bu olasılığı alt üst ederek büyük ikramiyeyi kazanmıştır. Onlar , bu gezegendeki en şanslı , en zengin insanlar arasındadır. Onlardan nefret ederim.Ama konumuz değil.

Şimdi de düşük-olasılıklı bir olaydan söz edelim: Dünyaya dev bir gök taşı çarpacak ve uygarlık yok olacak. Jeofizikçilere göre , her yıl bunun olma olasılığı milyonda bir.

İnsanoğlunun atalarını da hesaba katarsak, yedimilyon yılı aşkın bir süredir bu gezegende varlığımızı sürdürdüğümüze göre, bir gök taşının bugüne kadar bizi yok etmiş olma olasılığı yüzde yedi yüz.Yani anlayacağınız, bir kere değil, yedi kere ölmüş olmalıydık şimdiye.

Ama, çoğunuzun bildiği gibi, insanoğlunun yazılı tarihinden bu yana yok olmadık.
Ne demeye çalışıyorum sizce ?Bir gök taşı bizi yok edecek demeye çalışmıyorum.Düşük olasılıklı olaylar hakkında bir yorumda bulunmaya çalışıyorum, kıssadan hisse şudur: Her an her şey olabilir !

Adam Fawer’in Olasılıksız adlı kitabından alıntıdır.

delete

Lost: Yanıtı Aranan Sorular

Beşinci sezonu biteli çok olmuş, altıncı ve sonuncu sezonunun başlamasına da 2 ay kalmış bizde bu arada lostu çözmeye çalışırken ısınmış beyinlerimizi soğumaya bırakırken, bir yandan gelecek sezona ve gelecek cevaplara hazırlanmaya başlamalı. Ancak “aradan 5 sene geçmiş, ben soruları hatirlamiyorum!” diyenler olacaktır aramizda, eh çok normal, günü gününee çalışmazsanız tabi ki cevaplari soramazsiniz!

Ama hemen üzülmeyin, işte çalışkan bir arkadasin güzel tutulmus notlari:

1×01 pilot, part 1
- jack ormanda tek basina, kaza mahalinden ve digerlerinden cok uzaga nasil dustu?
- ucak, telsiz iletisimini nasil kaybetti?
- bu canavar/siyah duman, pilotu neden oldurdu?
- canavar/siyah duman ne?

1×04, walkabout
- locke’un bacaklarindaki felc nasil iyilesti?
- duman niye locke’u takip etti? niye saldirmadi?
- locke, dumana bakinca ne gordu?

1×05, white rabbit
- christian’in cesedi nerede?
- jack’in babasi ile ilgili hayallerinin sebebi nedir?
- bu hayaller neden daha sonra biranda durdu?

1×06, house of the rising sun
- adem ile havva kimdi? nasil ve ne zaman olduler?
- neden ceplerinde siyah ve beyaz tas vardi? bu taslara ne oldu?

1×09, solitary
- bu fisiltilar da ne?

1×10, raised by another
- richard malkin ne diye claire’e cocugunu kendi yetistirmesi icin baski yapti? sonra neden fikrini degistirdi?
- malkin neden claire’i oceanic 815′e bindirmek icin cabaladi?

1×14, special
- walt nasil boyle ozel?

1×16, outlaws
- tampa isi de neydi? (hibbs -hani terminator 2 deki civa robot-, kocum sawyer’a “artik tampa isinden sana borcum kalmadi” gibi bisi diyordu, biz de o isin ne oldugunu da merak ediyoruz. evet manyagiz)

1×22, born to run
- kate’e annesinin kanser tedavisi icin hastanede oldugu mektubunu kim gonderdi?
- walt, locke’un hatch’i acmaya calistigini nasil biliyordu ve onu acmamasi icin neden uyardi?

1×23, exodus part 1
- black rock, adada kara icerisine nasil geldi?

1×24, exodus part 2
- duman locke’a neden saldirdi ya da daha onceki karsilasmalarinda neden saldirmamisti?
- duman locke’u nereye goturuyordu?

2×01, man of science, man of faith
- shanon walt’i nasil gorebildi?

2×03, orientation
- alvar hanso ve dharma initiative adayi nasil buldular?

2×07, the other 48 days
- libby’nin buldugu “cam goz” kimindi?

2×09, what kate did
- kate’in atinin olayi ne ?
- neden orientation filmi kesilip, ok(arrow) istasyounundaki incilin icine saklanmisti?

2×10, the 23rd psalm
- duman mr. eko’ya neden saldirmadi?
- duman, nasil mr. eko’nun anilarini gosterebildi?
- uyusturucu kaciranlarin ucagi adaya nasil geldi?

2×14, one of them
- henry(ben), rousseau tarafindan yakalanirken ne yapiyordu?

2×17, lockdown
- dharma ekibi olduruldugu halde adaya neden hala yiyecek vs atiliyor?
- henry(ben) dugmenin ne ise yaradigini biliyor muydu?
- orjinal henry gale’i, ben mi oldurdu?

2×18, dave
- libby santa rosa’daki hastalardan birisi miydi? / neden?

2×19, s.o.s
- rose’un kanseri ve locke’un felci adada nasil iyilesti?

2×23, live together die alone
- desmond bro, neden ordudan atildi?
- 4 ayakli heykel ne is? heykelin geri kalanina ne oldu?

3×03, further instructions
- kutup ayisi magrasindaki iskeletler kimindi?
- oyuncak kamyon nereden geldi?
- locke ve mr. eko hatch patlamasindan nasil kurtuldular?
- locke’un dili neden tutuldu?

3×05, the cost of living
- duman, mr. eko’yu neden oldurdu?
- mr. eko’nun yemi hayallerine ne sebep oldu?
- eko, “siradaki sensin” derken ne anlatmaya calisti?
- yemi’nin cesedine ne oldu?

3×06, i do
- jacob’un listesi ne? bu listede kimler var?

3×11, enter 77
- mikhail’in daktilosundaki rusca mektup’un olayi ne?
- the flame’de ki sanal satranc oyununda neden boyle fonksiyonlar gizlenmis?

3×15, left behing
- duman, juliet ve kate’e saldirirken ki isiklar neydi?

3×16, one of us
- neden hamileler adada oluyorlar?
- jacob, rachel’in kanserini iyilestirdi mi? yoksa rachel’in yeniden olustugu soylenen kanseri hep yalanmiydi?
- mikhail, 815 yolculari hakkindaki bilgilere nasil ulasabiliyor?

3×17, catch 22
- naomi, desmond ile penny’nin fotografin kopyasini neden tasiyordu?
- campbell’in eloise hawking’le iliskisi ne?
- penny’nin babasiyla manastirin alakasi ne?

3×18, d.o.c.
- staff’daki oda neden gizliydi?
- mr. paik, hanso foundation’a ne sagliyordu?

3×20, the man behind the curtain
- ben siniftayken meydana gelen sarsinti neydi?
- ben’in rahmetli annesinin gorunmesi nedir/nasildir?
- dharma’yi gazla zehirleme olayinin arkasinda kim var?
- annie’ye ne oldu?
- ben nasil lider oldu?
- richard neden yaslanmiyor? kac yasinda?

3×22, through the looking glass
- tapinak nedir? digerleri oraya neden gidiyor?
- bonnie ve greta’nin kanada’daki isleri neydi?
- charlienin cozdugu programi kodlayan muzisyen kimdi?

4×01, the beginning of the end
- jacob’un evi nasil hareket ediyor?
- lewis (hastalardan biri) charlie’yi nasil gorebiliyor?

4×02, confirmed dead
- miles’in yeteneklerinin sebebi ne?
- 815′in pilotu neden degistirildi?
- ada’da gun isigi kirilmalari neden duzgun degil?
- ben’in fotografi ne zaman ve nerede cekilmisti?

4×03, the economist
- naominin bilezigindeki r.g. kim?
- 31 dakika 20 saniyelik zaman farkinin sebebi ne?
- jacobun evi neden locke’un aradigi yerde degildi?

4×05, the constant
- widmore’un aldigi gunlukte neler yaziyordu?
- ada’daki zaman ile dis dunyadaki zaman neden farkli?

4×06, the other woman
- goodwin’in vucudundaki kimyasal yanigin sebebi ne?
- goodwin yarasi hakkinda neden yalan soyluyor?
- harper ormanda nasil bir gorunup bir kayboluyor?
- penny, babasinin arastirmasi hakkinda neler biliyor?
- widmore’un dovdugu adam kim?
- bu video’yu kim cekti?
- harper’in ben’ile baglantisi ne?
- daniel’in haritasini kim yapti?

4×07, ji yeon
- desmond ile sayid’in odasindaki duvarda kimin kani vardi?
- hurley kimsenin gelmedigini duyunaca neden sevindi?

4×08, meet kevin johnson
- ada, michael’in intihar etmesine nasil engel oluyordu?
- tapinak neden sadece digerleri icin?

4×09, the shape of things to come
- ben, whidmore’u neden olduremiyor?

4×10, something nice back home
- christian, jack’e nasil gorununebiliyor?
- christian neden claire’e gorundu?

4×11, cabin fever
- richard adadan nasil ayrildi?
- christian and claire neden jacobun evindeydi?
- claire neden cok sakindi?
- christian locke’a neden kimseye claire’den bahsetmemesini tembihledi?

4×12, there is no place like home part 1
- sun, babasinin sirketi icin neler planliyor?
- diger kurtulan 3 kisi olarak neden charlie, boone ve libby’i sectiler?

4×13, there is no place like home part 2 & 3
- miles neden adada kalmak istedi?
- adayi tasiyan donmus tekerlegin olayi ne?
- orchid kasedi neden basa sariyor?
- neden oceanic 6, locke ile beraber adaya donmek zorunda?

5×01, because you left
- adayi tasiyan donmus tekerlegi kim yapti, sonra ne oldu da bulundugu yere gomuldu?
- daniel, neden desmond’un zaman ile ilgili kurallardan muaf oldugunu dusunuyordu?
- sayid ile hurley’i yakalamaya calisanlar kimlerdi?

5×02, the lie
- ben jill’e gabriel ve jeffreyinin gelip gelmedigini sordu. kimdi bunlar?
- ben ile bayan hawking’in iliskisi ne?
- ben’in cantasina koydugu sey neydi?

5×03, jughead
- amerikan ordusu adayi nasil buldu?
- desmond, faraday’in kendisini ziyaret ettigi yili neden hatirlayamiyor?
- desmond’an once, faraday’in ofisini kimler ziyaret etti?

5×04, the little prince
- kumsaldaki kampi kim yagmaladi?
- sun’a pakedi kim gonderdi?
- sayid’i kim oldurmeye calisti ve uzerinde neden kate’in adresi vardi?

5×05, this place is death
- duman, neden fransiz ekibe saldirdi?
- fransiz ekip neden silahliydi?
- robert, brennan, lacombe ve montand’a tapinagin altinda ne oldu?
- robert, dumanin tapinagi korudugunu nasil ogrendi?
- duman neden tapinagi koruyor?
- ben oceanic 6′yi nasil ve kimden korudu?
- adayi tasimak icin neden locke secildi?
- ben neden locke’un yerini aldi?

5×06, 316
- lamp post istasyonuyla, eloise hawking arasindaki baglanti nedir?
- adanin hareketlerini tahmin eden adam kim?
- eger ada, kasitli tasiniyorsa, nereye tasinacagini nasil tahmin ediyorlar?
- ada, desmond’tan ne istiyor?
- adaya donenler, neden ilk gittiklerindeki ortami olusturmaya calisiyorlar?
- jack, hurley ve kate ucaktan adaya nasil gectiler?

5×07, the life and death of jeremy bentham
- rousseu’nun ve daniel’in haritalari nasil hydra’ya geldi?
- daniel’in haritasina, hieroglifleri kim cizdi? neden cizdi?
- widmore’un yaklastigini soyledigi savas ne?
- chales widmore, adanin gelecegi hakkindaki seyleri nasil biliyor?
- locke’u bu kadar ozel yapan ne?

5×08, lafleur
- dev heykel goruldugundeki tarih neydi?
- dharma ve digerleri arasindaki ateskes ne?
- paul’un kolyesinin anlami ne?
- richard, sonar citleri nasil gecebiliyor?
- digerleri paulun cesedini neden istiyorlar?

5×09, namaste
- kokpitte neden meshur numaralar vardi?
- christian’in sun’a bahsettigi yolculuk ne?

5×10, he is our you
- ilana, sayid’i hangi yetliyle, kelepceyle ucaga bindirebildi?

5×11, whatever happenend, happened
- ben’i iyilestiren tapinakin olayi ne?
- ben neden hafizasini ve masumiyetini kaybediyor?

5×12, dead is dead
- ethan, nasil digerlerine katiliyor?
- locke, kisladan ayrilip nereye gidiyor?

5×13, some like it hoth
- daniel adadan neden ve ne zaman ayrildi?
- chang, alvarez’in cesedini neden orchid’e getirtti?
- felix’i oldurerek oceanic 815 kazasi hakkindaki sahte dokumanlari kim caldi?

5×14, the variable
- eloise adayi nasil terketti?
- daniel, swan hakkindaki bilgileri nasil ogrendi?
- faraday, jack’e “sen buraya ait degilsin” derken ne demek istedi?

5×15, follow the leader
- richard, locke’u jacob’a goturmek konusunda neden isteksizdi?

5×16, the incident parts 1&2
- siyahli adam kim?
- neden jacob’u oldurmek istiyor?
- jacobu oldurmek icin neden bir loophole’a ihtiyac duyuyor?
- jacob, adaya insanlari nasil getiriyor?
- jacob’un siyahli adama kanitlamaya calistigi yanlis ne?
- jacob, kisileri hayatlarinin onemli noktalarinda neden ziyaret ediyor?
- jacob, neden herkesle fiziksel temas kuruyor?
- jacob, ziyaret ettigi kisiler hakkindaki bilgileri nereden ogreniyor?
- jacob, richard’in yaslanmasini nasil engelliyor?
- ben neden jacob’u liderken goremedi?
- jacob neden kendini korumadi?
- jacob’un evinin etrafindaki kul cemberini kim bozdu?
- jacob, evini ne zaman ve neden terketti?
- jacob’un evini, jacob yokken kim kullaniyordu?
- ilana neden evi atese verdi?
- ilana ve ekibindekiler ada hakkindaki bu kadar bilgiyi nereden biliyorlar?
- ilana ve jacob’un baglantisi ne?
- ilana’nin yuzu gozu neden bandajlanmisti?
- frank’i ne icin bir aday olarak dusunuyorlar? ve neden?
- jacob’un kimlerin geleceklerini soyledi?

delete

Adam Fawer, Edebiyatın Potansiyel Rock Star’ı

Adam Fawer, edebiyatın  potansiyel rock star'ıAdam Fawer, gizem denince Türkiye’de akla gelen ilk isimlerden biri olma yolunda haldır haldır koşturuyor.

Dilimize “Olasılıksız” adı ile çevrilen “Improbable”, 2006’da Thriler Writers Award kazandı. Türkiye’de “best seller” gibi bir kavram yok biliyorsunuz, olsaydı, 250.000 adet ile (korsanı saymıyoruz) “çok satan” ödüllerinin en platin plak olanını kapardı mutlaka. “Olasılıksız”dan sonra “Empati”yi yazan bu adam, iki kitapla Türkiye’nin en çok okunan yazarlarından biri haline geldi.

Ekonomi okumuş, edebiyatla alakası olmayan, kendi deyimiyle “ben bir matematik insanıyım ve bundan önce yazdığım en uzun şey bir elektronik postaydı” diyen mülayim bir adam kendisi.

“Olasılıksız”, Dan Brown’ı çok sevmemize sebep olan “harika bir kurgu içinde verilen kompleks ve ilginç bilgiler” formülünü kullanıyor. Matematik yeteneğini de hikayede kolaylıkla görebiliyoruz.

Fawer, korneasındaki bir rahatsızlık sebebi ile çocukluğunda görme özürlüymüş. O sırada onu hayata bağlayan tek şey, görme özürlüler için hazırlanan sesli romanlarmış. 16 yaşında sağlığına tekrar kavuşmuş. Ekonomi okuyup, About.com’da patron olup, çuvalla para kazanırken, üniversiteden bir arkadaşının kanser olduğunu öğrenmiş. İşinden ayrılmış, kanser hastası dostu Stephanie ile bir anlaşma yapmış ve birlikte ilk romanlarını yazmaya karar vermişler. Fawer romanını Kasım 2003’te bitirmiş.

Şimdilik kendi ülkesi Amerika’da pek ilgi görmüyor, hatta “Empati” henüz orada basılmadı. En çok Türkiye, Japonya ve Almanya’da okunuyor. Üçüncü kitabını da bitirdi ama henüz hakkında ser veriyor sır vermiyor. Henüz okumadıysan ve Dan Brown, biraz da Stephen King seviyorsan, ısrarla tavsiye ederiz.

delete

Telefona Android Kaçtı

Telefona Android kaçtıCep telefonu işletim sistemi olarak Sybian ve Windows Mobile kullanmak, kremalı bisküvi yok diye pötiböre razı olmaya benziyor. İşte karşınızda cep telefonlarının kremalı bisküvisi; Android! Android’in sadece Smartphone’larda değil, dizüstü bilgisayarlarda da kullanılmaya başlaması ile mobil işletim sistemi olarak hayatımıza girmesi an meselesi.

Android de nesi?

Peki bu Android ne menem bir şey? Robot dostumuz, Linux üzerine geliştirilen bir işletim sistemi ve arkasında Google desteği var. Linux’un açık bir kaynak kodu olduğunu biliyorsunuzdur. Android de 2008’den beri açık kaynak kodlu. Açık kaynak kodu, yazılım geliştirmek isteyenler için Java’yla at koşturabilme imkânı, işletim sisteminde uçsuz bucaksız bir gelişme potansiyeli sağlıyor.

Cep telefonlarında Nokia saltanatını göz önünde bulundurursak, Symbian işletim sisteminin dünya lideri olduğunu tahmin etmek zor değil. Android’in kullanım oranı, 2009’da %1’den %3’e yükseldi. Bunun anlamı şu, 2012’de %14.5 kullanım oranı ile mobil işletim sistemi pazarının ikincisi olacak. Yani 2012’de ilk beş; Symbian, Android, Mac OS (yani iPhone), Windows Mobile ve Blackberry OS olacak. Google’ın söylediğine göre günde Andoid yüklü 60.000 telefon satılıyor ve 2012’de 32 milyon Android’li mobil cihaz kullanılıyor olacak.

Telefona Android kaçtıAlışveriş kolik Google

Bizim köşedeki ocak başını bile satın alsa şaşırmayacağımız Google, 2005’te Android adlı bir yazılım firmasını satın aldı. 2007’de kurduğu Open Handset Alliance adlı konsorsiyuma HTC, Intel, Motorola ve Samsung katılınca; dünya, Google’ın mobil iletişim pazarına girmeye hazırlandığına emin oldu. O sırada bilmediğimiz şey, Nvidia’nın da grubun bir üyesi olduğu ve bu sayede sadece küçük ekranlı Smartphone’lar değil, dizüstü makinelerde de Android kullanabileceğimizdi.

Android’li cihazlar, alıştığımız bütün cep telefonu özelliklerine sahip. Avantajı, bunun üzerine ekledikleri. OpenGL desteği ile üç boyutlu grafikleri tarayabiliyor. İnternet tarayıcısı olarak, Google Chrome’da kullanılan altyapıya sahip. iPhone’daki gibi çoklu dokunmatik ekranları çalıştırabiliyor. Yine iPhone’daki gibi, video formatı olarak MP4 destekliyor.

Telefona Android kaçtıGoogle’ın derdi ne?

Google’ın kendi işletim sistemini yaratmasının asıl sebebi, kendi servislerini her telefona uygun hale getirmeye zahmet etmemesi. Gtalk, takvim, translate, Maps türü servisler, Android’in içinde geliyor ve yüklü her telefonda kusursuz çalışıyor. Arama fonksiyonu ise masaüstünüzde bulunuyor. Yani aslına bakarsanız, Google’ın tekel olma isteğinin sonucu. Ama versiyon isimleri o kadar sevimli ki, kızamıyorsunuz (Cupcake, donut, ekler…)

Android aplikasyonları henüz iPhone’unkiler kadar yaygın değil ama Facebook, MySpace, Meebo, imeem, Twitter, Qik, Shazam gibi popüler aplikasyonlar hemen yerini aldı. Google da, tüm gücüyle temel servislerinden hayvanca-insanca sözlük gibi fantastik uygulamalara kadar çeşitli Android aplikasyonları yazıyor.

İçine Android kaçmış cihazlar

Öncelik tabii ki Google’ın kendi cihazı Nexus One’da(Ocak 2010’da çıkan telefon, iPhone gibi kapasitif, yani en hassas dokunmatik ekran teknolojisine sahip. 5 megapiksel kemaralı, 720p HD video oynatıyor ancak dahili hafızası sadece 512 MB. CNET’e göre, iPhone ile yarışabilecek tek smartphone.

HTC Hero, Samsung Galaxy, Motorola Milestone ve ilk Android işletim sistemli dizüstü bilgisayar Acer Aspire One D250, şimdilik içine robot kaçan cihazlar içinde en çok göze çarpanlar.



Gürsoy Ailesi Sesli Sohbet