delete

Mevsimlik saat: Zamanda oynama?

Mevsimlik saat: Zamanda oynama?Mevsimlik saat uygulamasının mantığı nedir? Yılda zaten bir kez “seneye görüşürüz” geyiklerine maruz kalıyoruz, bir de üzerine neden iki kez “bu gece bir saat az uyuyacağız” geyiklerine maruz bırakılıyoruz?

Yaz saati / kış saati uygulamaları, bildiğiniz gibi güneş ışığından daha fazla yararlanmak için uygulanıyor. Kısaca bahar gelince saatleri bir saat ileri alıyoruz, sonbaharda da bir saat geriye. Bize antik uygarlıklardan miras kaldıysa da modern uygulama 1907’de düşünüldü, 1916’da savaş ekonomisi sebebiyle standart hale geldi. Yaygın değil, standart diyoruz çünkü o zamana kadar birçok ülke, ikişer üçer saatten kafasına göre ayar yapıyordu. Peki, asıl amaç nedir? Elektrik tasarrufu. Peki, mevsimlik saat uygulamaları ile enerji tasarrufu sağlanamadığının istatistiklerle kanıtlandığını biliyor muydunuz? Üstelik çalışma zamanlarını saate göre değil, güneşe göre ayarlaması gereken çiftçiliğe de zarar veriyor. Tabii Türkiye’de değil, çiftçi bile olsa çalışanların mesailerini saate göre ayarladığı diğer ülkelerde de.

Mevsimlik saatin kaynağı

Romalılar, günün güneşin göründüğü kısmını 12’ye bölen bir saat sistemi kullanıyordu. Her evde saat olmadığından, yani merkezi su saatleri kullanıldığından bu ayarlama sorun olmuyordu. Herkesin kolunda saat varken, her gün bir saatin uzunluğunun değiştiğini bir düşünsenize? Mesela Roma’da kışları bir gündüz saati 44 dakika sürüyordu, haliyle gece saati uzuyordu. Yazın ise bir gündüz saati 75 dakikaya kadar uzayabiliyordu. Buyurun en alasından yaz saati uygulaması.

Mevsimlik saat: Zamanda oynama?Benjamin Franklin, yazın sokaklarda top atılarak ve kilise çanlarıyla herkesin uyandırılıp güne erken başlamasını, geceleri de erkenden yatılmasını önermişti. Bu da değişik bir yaz saati uygulaması. Benji, saatlerin ayarlanmasıyla ilgilenmemişti, çünkü 18. yüzyılda saat uygulamasını kimse ciddiye almıyordu. Saat kavramının tekrar ciddiye alınması, demiryollarının yaygınlaşmaya başlayıp trenlerin bir tertip düzene oturtulması ihtiyacı sonrasına denk geliyor.

1905’te İngiliz maceracı William Willett, kahvaltı öncesi bir ata binme seansında, herkesin uyuyarak bu güzel saatleri nasıl kaçırdığına hayret etti. 1907’de yaz saati uygulamasını taslak olarak İngiltere’nin dikkatine sundu. Aslında tek amacı, golf oynayacak daha fazla gün ışığına sahip olmaktı! 1916’da uygulamayı resmen kabul eden ilk ülke ise Almanya oldu. 1917’de diğer Avrupa ülkeleri, 1918’de de Amerika resmen yaz saati uygulamasına geçti.

Faydası, zararı nedir?

Mevsimlik saat: Zamanda oynama?Dediğimiz gibi, istatistikler yaz saati uygulamasının elektrik kullanımı bakımından hiçbir tasarruf sağlamadığını gösteriyor. Yaz saati, dünyadaki benzin sarfiyatını %1 oranında artırıyor ancak bunun sebebinin güneş ışığı değil, insanların yazın tatile, seyahate gitmesi olduğu düşünülüyor. Şimdi gerçeklerden bahsedelim. Mevsimlik saat uygulamasının enerji tasarrufu sağlamadığını hükümetler de biliyor. Öte yandan güneş ışığında daha fazla alışveriş yapılıyor. 2007’de yaz saati uygulaması sayesinde Amerika’nın günlük perakende cirosu bir milyar dolar artmış. Yani yaz günlerinde insanlar daha fazla alışveriş yapıyor ve alışveriş ancak gün bitince bitiyor. O zaman günü geç bitirerek daha fazla alışveriş yapılması sağlanabilir ve sağlanıyor da. Fakat yaz saati / kış saati uygulamalarının yarattığı karmaşa, en ufak olaydan nem kapan borsayı fena etkiliyor. 2000 yılında yaz saati uygulamasına geçildiği gün, Amerika’da 31 milyar dolar borsa zararı yaşanmış. Yaz saati televizyonların reytinglerini de düşürüyor.

Olay biraz karışık

Saatlerin değişmesi, hayatı karmaşıklaştırıyor. Mesela kış saati uygulamasına geçilirken, saat 02:00’da 01:00 haline geliyor. Bu da o gece 01:00 – 02:00 arasının iki kere yaşanması demek. Taşımacılık, özellikle hava yolu sektörü, bankacılık, bilgisayar işlemleri gibi konularda gerekli dikkatin gösterilmediği durumlarda nasıl bir kaos yaşanacağını hesap edebiliyor musunuz? Ayrıca dünyanın bütün zaman dilimleri aynı saatte değişmiyor, bu da mevsimlik saat uygulamasının gerçekleştiği günün, zamanın kritik öneme sahip olduğu işlerde kâbusa dönüşme ihtimali anlamına geliyor. Peki ya orijinal tasarıdaki gibi, haftalık 20 dakikalık değişikliklerle üç haftada saati değiştirseydik? O zaman halimiz nice olurdu?

delete

Murphy Kanunları

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider!“Murphy Kanunları” denen şey işte budur; yani kötü gitmesi muhtemel bir şey varsa o mutlaka olur! Murphy kanunlarının, 1949’da, Edwards Hava Üssü’ndeki Yüzbaşı Edward Murphy tarafından “keşfedildiği” söylenir.

Elbette doğru olmama ihtimali bulunan hikaye şöyle: Yüzbaşı Murphy, çarpışmaların insanlar üzerindeki etkilerini inceleyen deneyler yapan ekibin başındaydı.

Denek pilotun üzerine sensörler yapıştırılıyordu ve görevlilerden biri 16 sensörü de ters tarafından yapıştırmıştı. Murphy, bunları yapıştıran teknisyen için “Bu işi yanlış yapmanın bir yolu varsa o mutlaka bulur ve yapar” dedi. Bölüm komutanı daha sonra yaptığı basın toplantısında bu lafı hiç unutmadıkları için deneylerinin böyle kazasız belasız geçtiğini söyledi.

Bu laf bir de gazetelere çıkınca her durum için bir Murphy kanunu uyduruldu, hala da uydurulmakta. Ed Murphy’nin (elbette doğru olmama ihtimali bulunan) ölümü de şöyle olmuş: Bir gün benzini bitmiş, elinde bidon, beyaz kıyafetleriyle yüzü trafiğe dönük şekilde yol kenarında yürürken ters taraftan giden bir İngiliz turist tarafından ezilmiş.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider!Biz de size birkaç Murphy yasası sayacağız. Bu arada “eğer bilgisayar kilitlenecekse, yazdıklarınızı save etmeden saniyeler önce kilitlenir” yasasından kaçınmaya çalışacağız. Tabii böyle bir mucize mümkünse…

Bir işin ters gitme olasılığı varsa o iş mutlaka ters gider.

Birkaç şeyin ters gitme olasılığı varsa bunların arasında en kötü sonuçlar doğuracak olanı ters gider.

Bir şeyin ters gitmesi için dört yol olduğunu düşünüp hepsi için önlem alabilirsiniz ama bir beşinci yol mutlaka vardır.

Bir şeylerin ters gitmesi bir doğa kanunudur. Bu yüzden her şey yolunda gidiyor gibi görünüyorsa dikkat edin; mutlaka ters giden bir şeyler vardır!

Bir şey arıyorsanız o daima son bakmanız gereken yerdedir.

İlk baktığınız yerde olma ihtimali ile oraya baktığınızda görmeden geçme ihtimaliniz eşittir.

Kaybettiğiniz bir şey ancak onun yerine yenisini aldığınızda ortaya çıkar.

Yeni aldığınız şeyin ucuzunu bulmak için ne kadar aranırsanız aranın, en ucuz seçeneği ancak alışveriş bittikten sonra bulursunuz.

Hiçbir şey göründüğü kadar kolay değildir.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider!

Hiçbir şey göründüğü kadar kısa sürmez.

Bir eliniz doluyken kapıyı açmanız gerekirse, anahtarınız mutlaka dolu elinizin tarafındaki ceptedir.

Bir şey aptalcaysa ama işe yarıyorsa, belki de göründüğü kadar aptalca değildir.

Bir şey doğru olamayacak kadar iyiyse muhtemelen doğru değildir.

İstediğiniz bilgisayar programı her zaman sahip olduğunuzdan fazla RAM ister.

Yeteri kadar RAM’iniz olduğunda sabit diskinizde asla yeteri kadar boş yeriniz olmaz.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider! Bir program kurmak için yeterli boş yeriniz ve RAM’iniz varsa o program mutlaka çökecektir.

Hala çökmediyse sadece en fazla zarar vereceği anı bekliyordur.

Birine gökyüzünde 300 trilyon yıldız olduğunu söylerseniz inanır ama o masa boyalı derseniz gidip önce bir eller.

Sınav sırasında öğretmeniniz sadece aptalca bir şey yazdığınız sırada başınıza gelip yazdıklarınızı okur.

Bir şeyi çözmek için kullandığınız yollar başka problemlere neden olur.

Bilgisayarda ne kadar ders çalışırsanız çalışın, anneniz içeri siz oyun oynarken girer.

Ders çalışılan bir saat, çalışılmayan bir saatten her zaman daha uzundur.

Geç kaldığınız süre ile trafiğin sıkışıklığının miktarı doğru orantılıdır.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider! Tamirciye bozulan bir şeyin neyinin bozuk olduğunu göstermeye çalıştığınız an, o şeyin çalışması için en uygun andır.

En önemli şeyler her zaman en basit olanlardır.

En basit şeyler çoğu zaman yapması en zor olanlardır.

Ekmeğinizin reçelli kısmının yere düşme ihtimali ile halınızın fiyatı doğru orantılıdır.

Birinden büyük miktarda borç isterken önce ödeyebileceğinizi, yani ihtiyacınız olmadığını kanıtlamalısınız.

Sizin olmadığınız sıra her zaman daha hızlı ilerler. Taa ki siz o sıraya geçene kadar.

Diğer şeritte trafik hep daha açıktır. Ta ki içinde olduğunuz araç o şeride geçene kadar.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider! Yaptığınız her şey başınızı belaya sokabilir. Hiçbir şey yapmamak dahil.

Aklınıza iyi bir fikir gelmesi, onun daha önce yapılmış olduğu anlamına gelir.

Odanız ne kadar büyük olursa içi o kadar dağınık olur.

Yeni ayakkabı giydiğiniz gün herkes ayağınıza basar (üstelik bu bizde bir de adettendir!).

En hassas şey, düşüp kırılacak olandır.

Bir işi yapmanın en kolay yolu, ancak o iş bittikten sonra sonra aklınıza gelir.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider! Banyoda düşecek bir şey varsa mutlaka tuvaletin içine düşer.

Çok etkileyici bir şey yaptığınızda mutlaka yalnız olursunuz.

Yalnız değilken yapmaya çalışırsanız başarısız olacaksınız demektir.

Kıyafetinizin şıklığı ile üzerinize çamur sıçratan aracın büyüklüğü arasında ciddi bir bağ vardır.

Murphy kanunlarından haberiniz olması ile işinizin ters gitmesi arasında hiçbir bağlantı yoktur.

Aynı bağ o gün harika olan saçınız ile yağmur arasında da mevcuttur.

Rüzgarın yönü daima saçınızı en kötü bozacak yöndür.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider! Kıymetli bir şeyin düştüğü yer daima parmak ucunuzun bir santim ilerisidir.

Olur da o kıymetli şey parmak ucunuz mesafesine düşerse, bu almaya çalışırken itip uzaklaştıracağınız anlamına gelir.

Gülümseyin, yarın daha da kötü olacak!

Tırnaklarınızı kestiğiniz gün, karşınıza kazıması eğlenceli bir şey çıkması için en uygun gündür.

Bir hata ikinci kez yapılmaz. İkinci kez yapıyorsanız üçüncü kez de yapacaksınız demektir.

Dünyadaki toplam zeka aynıdır ama nüfus sürekli artar.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider! Kameranızda yer kalıp kalmadığından emin değilseniz kalmamıştır.

Cam olan bütün eşyalar ana formları olan kum haline dönmeye meyillidir.

Harika esprileriniz hiç hatırlanmaz, aptalca sözleriniz ise hiç unutulmaz.

Bir çift çorabın iki tekinin birden kaybolması ihtimali, diğer çiftlerden bir çorabın kaybolma ihtimali yanında sıfıra yakındır.

Bir çorabın tekini bulmanız, diğer tekini atmanıza bağlıdır.

Kapı mutlaka siz tuvaletteyken çalar. O da olmazsa uyurken çalar. O da olmadıysa siz dışarıdayken çalmıştır.

delete

Güney Afrika’da kim gülecek?…

Güney Afrika'da kim  gülecek?...Dünya liglerinde sezonların tamamlanışı ve Şampiyonlar Ligi kupasının da sahibini buluşuyla futbolseverler tek bir hedefe kilitlenmeye hazırlanıyor: Dünya Kupası’na! Takvimler 11 Haziran’ı gösterdiğinde tüm dünyanın gözü Güney Afrika’ya dönecek ve tam bir ay futbol hayatımızın önemli bir parçası haline gelecek. 6 kıtadan 32 farklı ülkenin milli takımları dünyanın en büyüğü olmak için Güney Afrika’da ter dökecek. Biz de Dünya Kupası öncesinde takımlara ve gruplara şöyle bir göz atalım dedik. Favorinizi seçmek size kalmış…

A Grubu

Güney Afrika: Turnuvaya ev sahibi kategorisinden katılan Güney Afrika’nın en büyük avantajı “vuvuzelalı” taraftarları olacak gibi gözüküyor. Seyirci desteğinin yanı sıra Fenerbahçe’yi de Brezilya’yı da şampiyon yapan tecrübeli teknik adam Carlos Alberto Parreira’yı arkasına alsa da Bafana Bafana’nın grupta işi o kadar kolay değil.

Meksika: Güney Afrika’yla turnuvanın açılış maçını yapacak Meksika, Dünya Kupası’nın gediklilerinden. Kupa tarihlerinde en iyi dereceleri 1930’da oynadıkları çeyrek final olsa da, Javier Aguirre’nin öğrencileri gruptan çıkmaya aday ekiplerden birisi. En büyük kozlarından birisi de Galatasaray’lı Dos Santos tabii.

Uruguay: Dünya Kupası tarihinin ilk şampiyonu, geçmişteki başarıları diriltme ümidiyle geliyor Güney Afrika’ya. Forlan, Lugano ve Suarez’i içeren kadrosuyla gruptan çıkmanın yollarını arayacaklar.

Fransa: Kâğıt üzerinde grubun favorisi gözüküyorlar ama oynadıkları futbol çok eleştiri alıyor. 1998 Dünya Kupası ve 2000 Avrupa Şampiyonası zaferlerinden sonra arzu edilen başarıların uzağında kalan Horozlar, eve bir kez daha kupayla dönmek istiyorlar.

B Grubu

Güney Afrika'da kim  gülecek?...Arjantin: İlk akla gelen 2-3 favoriden birisi Arjantin şüphesiz. Beri yandan elemelerde ve hazırlık maçlarında epey zorlandıklarını söylemek de mümkün. Bu kez teknik direktör koltuğunda oturan Maradona’nın işi sanıldığı kadar kolay değil fakat turnuvanın en iyi forvet hattına sahip olduğunu söylemeye de gerek yok herhalde. Her şey bir yana Messi onlarda!

Nijerya: 1994 ve 1998’de gruptan çıkma başarısı gösteren Nijerya bu yıl da Afrika’nın kupa ümitlerinden birisi olacak. Süper Kartallar yetenekli ama dağınık bir kadroya sahip.

Güney Kore: 2002’de Guus Hiddink’le yakaladığı dünya dördüncülüğünün ardından düşüşe geçen Güney Kore, Asya kıtasının çok şeyler beklediği takımlardan.

Yunanistan: 2004 Avrupa Şampiyonası’nın sürpriz şampiyonu, B grubunun tek Avrupalısı. Komşunun en büyük kozu ise şüphesiz taktik ustası teknik adamları Otto Rehhagel.

Güney Afrika'da kim gülecek?...C Grubu

İngiltere: Gerrard, Lampard, Rooney, Terry… Adı başarıyla özdeşleşen İtalyan hoca Fabio Capello, İngiltere’nin 1966’dan beri süren kupa hasretine 2010’da son vermek istiyor. Zaten İngiltere yıllar sonra ilk defa kupada büyük favori gösterilen takımlar arasında.

ABD: Geçen yıl Güney Afrika’da Konfederasyon Kupası finalini oynama başarısı gösteren ABD’nin hedefi en azından gruptan çıkabilmek olacak. Gruptaki rakiplerine bakıldığında bu o kadar da zor gözükmüyor. En kötü İngiltereli kuzenlerinin diğer rakipleri karşında alacakları sonuçlara güvenecekler.

Cezayir: Dünya Kupası’na son Afrika Kupası şampiyonu Mısır’ı eleyerek katılan Cezayir, Kuzey Afrika’nın 2010 temsilcisi. Kadrodaki Fransa doğumlu oyuncuların çokluğu dikkat çekiyor.

Slovenya: Slovenya, play-off maçında Hiddink’in Rusyası’nı saf dışı bırakarak finallere katılma hakkını elde etti. ABD ve Cezayir’le ikincilik için kapışacaklar gibi gözüküyor.

D Grubu

Güney Afrika'da kim  gülecek?...Almanya: Kaptan Ballack’ın sakatlanarak kupa dışında kalmasıyla sıkıntılı günler geçiren Panzerler kupanın daimi favorilerinden. Teknik direktör Löw, Ballack’tan boşalan yeri Mesut Özil’le doldurmaya çalışabilir. Fena da olmaz hani.

Avustralya: Finallere üçüncü kez katılma hakkı elde eden Okyanusya temsilcisinin en güvenilen isimleri arasında yine tanıdıklar var: Galatasaraylı Harry Kewell ile Lucas Neill ve Antalyaspor’lu Michael Jedinak.

Sırbistan: Sırbistan, eleme gruplarında Avrupa’nın en iyi performanslarından birisini göstererek Güney Afrika vizesini elde etmişti. Manchester United’lı Vidiç ve Ajax’lı Panteliç kadronun öne çıkan isimleri.

Gana: 2006’da, ilk katıldığı Dünya Kupası’nda gruplardan çıkmayı başarmıştı Gana. Aynısını tekrarlamayı deneyecekler fakat turnuva öncesinde Almanya dışındaki üç takımın güçleri birbirine denk gözüküyor.

E Grubu

Hollanda: ’74 ve ‘78’de iki kez üst üste final oynama becerisi gösteren Portakallar henüz kupaya uzanabilmiş değiller. Bu sene yine iddialılar. 2010 onların yılı olabilir mi? Neden olmasın?

Danimarka: Elemelerde Portekiz ve İsveç gibi tecrübeli ekipleri geride bırakarak kupaya gelen Danimarka’nın kupa şansı gruptaki esas rakipleri olarak gözüken Japonya ve Kamerun ile oynayacağı maçlara bağlı.

Japonya: ’98’den beri kupanın istikrarlıları arasında yer alan Japonya, artık 2. turun ötesini hedefliyor. Japonya da bir başka tecrübeli teknik adama, Osim’e emanet.

Kamerun: Kamerun’un kadrosu neredeyse tamamı Avrupa’da top koşturan oyunculardan kurulu. Takım ruhunu da sahaya yansıtabilirlerse grupta kesinlikle şansları var. En büyük kozları da bu sene Inter’le Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu yaşayan Eto’o.

Güney Afrika'da kim gülecek?... F Grubu

İtalya: Son şampiyon İtalya, 2006’daki başarıyı tekrarlamak için sahada olacak. 2006 sonrasında milli takımı bırakan Lippi, Euro 2008’de yaşanan hayal kırıklığı üzerine bir kez daha göreve getirildi. Ancak onlar da eleştiri alan takımların başında geliyor.

Paraguay: Paraguay, katıldığı 7 turnuva ile Dünya Kupası’nın tecrübelilerinden. Grupta İtalya’nın ardından ikinciliğe en yakın ekip gibi duruyorlar.

Yeni Zelanda: 2010, aynı zamanda Yeni Zelanda’nın uluslararası arenaya dönüşü olacak. 1982’den beri kupadan uzaklar. Finallerde Okyanusya’yı temsil edecekler.

Slovakya: Turnuvanın “çömezi” Slovakya olacak; 32 takım arasında Dünya Kupası heyecanını ilk defa bu yıl yaşayacak tek takım Slovakya. Epey tecrübe eksikliği yaşasalar da elemelerde ortaya koydukları futbol parmak ısırtıyordu. Takımda Beşiktaş’lı Holosko’yu da izleme şansımız var.

G Grubu

Brezilya: Fazla söze ne hacet! Bu turnuvanın en başarılı takımı Brezilya. 5 defa ile en fazla şampiyon olan takım ve bütün finallere katılma başarısı gösteren tek takım. Favori olduklarını söylemeye gerek var mı?

Kuzey Kore: Finallere 2010’la dönecek bir diğer ülke de Kuzey Kore. En son 1966’da (çeyrek finalde 3-0 öne geçmelerine rağmen Portekiz’e 5-3 yenilmişler!) turnuvaya katılan Asya ekibi sürpriz kovalayacak ekiplerden.

Fildişi Sahilleri: Kadrosu göz kamaştıran takımlardan birisi de Fildişi Sahilleri şüphesiz. Didier Drogba, Salomon Kalou, Abdel Kader Keita, Yaya Toure o kadronun yalnızca birkaç üyesi. Rakiplerin gücüne rağmen gruptan çıkmaları hatta daha da ilerlemeleri şaşırtıcı olmaz.

Portekiz: Portekiz, şampiyonaya play-off maçlarıyla kalan ekiplerden. Güney Afrika biletini son anda almış olsalar da yıldızlarla dolu bir kadroya sahipler. Teknik direktör Carlos Querioz takım içi dengeleri sağlayabilirse Portekiz en yukarıları hedefleyebilir.

H Grubu

Güney Afrika'da kim  gülecek?... İspanya: Son Avrupa şampiyonu İspanya, Güney Afrika’da da en önemli favorilerden birisi. Büyük turnuva kazanamama problemini 2008’de sonlandıran Beşiktaş’tan tanıdığımız Del Bosque yönetimindeki İspanyolların artık tek hedefi dünya şampiyonluğu.

İsviçre: Başarılı teknik adam Ottmar Hitzfield önderliğindeki İsviçre, H Grubu’nda İspanya’dan sonra ikinciliği elde edemezse sürpriz sayılabilir. Zira iyi, mücadele eden bir kadroları var. Rakipler, Honduras ve Şili İsviçre karşısında epey zorlanacaklar bu kesin.

Honduras: İlk Dünya Kupası deneyimini 1982’de yaşayan Honduras, o tarihten bu yana finallerde yer alamıyor. Orta Amerika temsilcisi kupaya renk katmanın yollarını arayacak.

Şili: Güney Amerika elemelerinde Brezilya’nın ardından ikinci olarak kupa biletini cebine koyan Kırmızılar için gruptan çıkmak yeterli bir başarı olarak görülebilir. Beşiktaş’lı Rodrigo Tello’nun da Dünya Kupası kadrosunda yer aldığını ekleyelim.

delete

Adam Fawer, Edebiyatın Potansiyel Rock Star’ı

Adam Fawer, edebiyatın  potansiyel rock star'ıAdam Fawer, gizem denince Türkiye’de akla gelen ilk isimlerden biri olma yolunda haldır haldır koşturuyor.

Dilimize “Olasılıksız” adı ile çevrilen “Improbable”, 2006’da Thriler Writers Award kazandı. Türkiye’de “best seller” gibi bir kavram yok biliyorsunuz, olsaydı, 250.000 adet ile (korsanı saymıyoruz) “çok satan” ödüllerinin en platin plak olanını kapardı mutlaka. “Olasılıksız”dan sonra “Empati”yi yazan bu adam, iki kitapla Türkiye’nin en çok okunan yazarlarından biri haline geldi.

Ekonomi okumuş, edebiyatla alakası olmayan, kendi deyimiyle “ben bir matematik insanıyım ve bundan önce yazdığım en uzun şey bir elektronik postaydı” diyen mülayim bir adam kendisi.

“Olasılıksız”, Dan Brown’ı çok sevmemize sebep olan “harika bir kurgu içinde verilen kompleks ve ilginç bilgiler” formülünü kullanıyor. Matematik yeteneğini de hikayede kolaylıkla görebiliyoruz.

Fawer, korneasındaki bir rahatsızlık sebebi ile çocukluğunda görme özürlüymüş. O sırada onu hayata bağlayan tek şey, görme özürlüler için hazırlanan sesli romanlarmış. 16 yaşında sağlığına tekrar kavuşmuş. Ekonomi okuyup, About.com’da patron olup, çuvalla para kazanırken, üniversiteden bir arkadaşının kanser olduğunu öğrenmiş. İşinden ayrılmış, kanser hastası dostu Stephanie ile bir anlaşma yapmış ve birlikte ilk romanlarını yazmaya karar vermişler. Fawer romanını Kasım 2003’te bitirmiş.

Şimdilik kendi ülkesi Amerika’da pek ilgi görmüyor, hatta “Empati” henüz orada basılmadı. En çok Türkiye, Japonya ve Almanya’da okunuyor. Üçüncü kitabını da bitirdi ama henüz hakkında ser veriyor sır vermiyor. Henüz okumadıysan ve Dan Brown, biraz da Stephen King seviyorsan, ısrarla tavsiye ederiz.

delete

Pi Sayısında Rekor Basamak Değerine Ulaşıldı

Bir bilgisayar uzmanı, masaüstü bilgisayarını kullanarak Pi sayısında rekor basamak değerine ulaştı.

Fabrice Bellard isimli bir bilgisayar uzmanı, bir türlü tam olarak hesaplanamayan Pi sayısını bulduğunu ileri sürdü. Bellard, yeni bulunan pi sayısını bir önceki kayıtlarda yer alan Pi sayının değerine göre tam 123 milyar basamak daha fazla hesapladı.

Bu işlem için bir masaüstü bilgisayar kullanan Bellard, pi sayısını bulabilmek için bilgisayarın tam 131 gün boyunca işlem yaptığını ve hesaplama için 1 Terabyte’tan fazla depolama alanına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Daha önceki kayıtlara göre Pi sayısında daha kesin bir sonuca ulaştığını ileri süren Bellard, geliştirdiği yeni yöntemin bir öncekilere göre 20 kat daha etkili olduğuna dikkat çekti.

Daha önce bir süperbilgisayarın hesapladığı 2.5 trilyon basamaklı olan pi sayısının basamak sayısını 124 milyar daha arttırarak 2.7 trilyona yakın basamağa sahip bir Pi sayısı elde eden Bellard, bu işlemin sadece normal bir bilgisayar aracılığıyla da yapılabileceğine vurgu yaptı.

Daha önce de 2.6 trilyon basamak sayısında olan Pi sayısını bulan Japonya’nın Tsukuba Üniversitesi’nden Daisuke Takahashi, bu rakamı bulmak için süperbilgisayarıyla sadece 29 saat harcamıştı.

delete

Merak Edilen 25 Soru

BBC magazine tüm zamanların en iyi sorularını derledi ve yanıtladı. İşte ilk 25 soru!

-Neden kek ve ekmek bayatladığında sertleşir de bisküvi yumuşar?
Bununla ilgili yazılmış çok fazla kitap vardır.Ekmekle ilgili en temel cevap undaki nişasta kristallerinin pişme aşamasında su çekip yumuşamasıdır.Bu yumuşayan nişasta retrogradasyon adı verilen bir kaç günlük süre sonrasında tekrar kristalleşir ve bu da ekmeğin sertleşmesini sağlar. Bisküvilerdeki nişasta da bu aşamadan geçer fakat bisküvide var olan şeker bunu tersine çevirir ve havadan nem alarak bisküvinin yumuşamasını sağlar. Kek ise tarifine bağlı olarak hem sertleşir hem yumuşar.Eğer malzemeleri arasında şeker var ise yumuşaması muhtemeldir.

-Yıldırımdan elektrik akımı üretilebilir mi?
Bu pratik olmamasına rağmen mümkündür ama enerji depolamak bir problem oluşturabilir.

-Müzikte matematik var mıdır
Evet matematikle müzik arasında birçok bağ bulunmaktadır

-Tavuklar neden uçamaz?
Yaban tavukları aslında uçabilir.Diğerleri ise binlerce yıldır boyutları için beslendiklerinden bir ağacın tepesinden atlayıp uçmaktan fazlası için çok ağırlardır.Kanatları daha fazlasını kaldıramayabilir.

-Evrendeki en soğuk yer neresidir?
Evrendeki en soğuk yer yeryüzünden 5000 ışıkyılı uzaklıktaki Boomerang Nebula’da bir toz ve gaz bulutudur. -272(-457.6bir ısısı vardır.

-Suya alerjimiz olabilir mi?
Hayır. Alerjiler, bağışıklık sistemindeki antikorların bu maddeye saldırması sonucu oluşur. Ama suya bağlı olan hiçbir antikor yoktur.

-Kurşun geçirmez cam nasıl yapılır?
Buna kurşuna dayanıklı cam demek daha doğru olur, çünkü bu camlar bir şeyin içine girmesine karşı dayanıklıdır. Ancak aynı yere bir dizi mermi fırlatılması bu camların da kırılmasına yol açacaktır. Bu camlar genelde cam tabakalar arasına deforme olabilen polikarbonat plastik tabakası koyarak yapılır. Merminin etkisiyle dıştaki cam katman kırılır; bu da enerjiyi daha geniş bir alana yayar; böylelikle plastik katman biraz esner ama kırılmaz.

-Tohumlar hangi yöne büyüyeceklerini nasıl bilirler?
Tüm bitkiler yerçekimsel alanın yönünü hisseder ve ona göre kendilerini ayarlarlar. Buna yerçekimine göre hareket etme denir.

-Sumo güreşçileri neden bu kadar şişmandır?
Newton’un ikinci hareket kuralı olan hız= güç/ hacim eşitliğine göre, ne kadar ağır olursanız rakibinizin sizi yerinizden oynatabilmesi için o kadar çok güç kullanması gerekir. En şişman Sumo güreşçisi 267 kiloydu

-Neden yaşlı adamlar saçlarını kaybederken burun kılları çoğalmaya devam eder?
Erkeklerin kelleşmesinin sebebi DHT ya da dihydro testesteron hormonudur. Bunun vücuda çok fazla etkisi vardır ve bunlardan birinin de burun deliklerindeki kılların kaybedilmesini engellemek olduğu düşünülüyor

-Evren neden yapılmıştır?
Bu 21. yüzyılda bilimin karşı karşıya olduğu en büyük sırlardan biridir. Büyük Patlamadan kalan ısı ile ilgili son yapılan araştırmalar atomlardan oluşan maddelerin Evren’deki tüm maddenin sadece yüzde bir veya ikisini oluşturduğunu gösterdi.

-Neden içimize saf oksijen çekersek ölürüz?
Kanımız nefesimizle içimize çektiğimiz oksijeni yakalayıp hemoglobin denen moleküle bağlayarak taşınmasını sağlar. Eğer normal oksijen yoğunluğu daha fazla olan havayı içinize çekerseniz, ciğerlerinizdeki oksijen kanınızın taşıyabileceği miktarın üstüne çıkar. Sonuç olarak açıkta kalan bu oksijen ciğerlerdeki proteinlere yapışır ve merkezi sinir sisteminin çalışmasını önler hatta retinaya saldırır.

-Hapşırırken gözlerimizi kapamazsak gözlerimiz yerinden fırlar mı?
Hayır, birçok nedenden dolayı böyle bir şey olmaz. Öncelikle hapşırmayla ilgili olan burun ve boğazdaki hava deliklerinin hiçbiri gözlerin arkasında bulunan hiçbir şeyle doğrudan bağlantılı değildir. Bunun anlamı da, hapşırma sonucu ortaya çıkan hava basıncı gözlerinizin dışarı fırlamasına neden olmaz

-Sarı arılar bal yapar mı?
Hayır. Yetişkin sarı arılar çiçeklerden balözü alırlar ama bunları bala dönüştürmezler. Bunları yavrularını beslemede kullanırlar

-Neden kafamızı çarptıktan sonra yıldız görürüz?
Aslında gördüğünüz yıldızlar, aynı anda çalışan beynin görme bölümündeki nöronlardır. Bu, ayağa çok hızlı kalktığınız zaman ya da beyninize bir darbe aldığınız zaman oksijen seviyesinin hızlıca değişmesinden dolayı meydana gelir. Kılcal damarlara en yakın nöronlar ilk olarak etkilenir, ancak eğer bu çok hızlı olursa çevre nöronlar da bundan etkilenebilir. Bunun sonucunda beyninizin yıldız olarak algıladığı sinyaller oluşur.

-Soğan neden ağlatır?
Kesilen soğanın dokusu alinaz enzimi salgılar. Bu enzim sülfoksitleri sülfenik aside çevirir. Bu asitler kendiliğinden yeniden şekillenir ve gözyaşlarının oluşmasını sağlayan sin-propanetiyal-S-oksit meydana gelir. Bu, yaklaşık otuz saniye sürer ve kimyasal etkisini beş dakika içinde kaybeder. Gözün ön tabakasında yer alan kornea, dışarıdan gelecek fiziksel ve kimyasal etkilere karşı gözü korur. Bu amaçla kornea üzerinde yüksek duyarlılıkta sinirler bulunur. Korneada ayrıca, gözyaşı bezlerini harekete geçirecek algılayıcılar da vardır. Serbest sinir uçları sin-propanetiyal-S-oksiti algıladıklarında, sinir sistemi harekete geçer ve gözyaşı bezinden salgılanan sıvı ile zararlı madde korneadan temizlenir. Soğanın bu etkisini ortadan kaldırmak için, soymadan önce soğanı ısıtabilir ve enzim aktivitesini bozarak gözlerimizin yaşarmasını engelleyebiliriz.

-Sabunun dış kısmı daima temiz midir?
Kesinlikle hayır. Kullanıldıktan sonra sabunun dış yüzeyinde su,köpük ve kir kalır.Su ve köpük kurur ama kir ordadır.

-Vücudumuzdaki hücrelere öldüğünde ne olur?
Vücudumuzun yüzeyindeki ya da organlarımızın dışındaki hücreler deri yoluyla ve boşaltımla vücuttan atılır. Vücudun içinde kalan ölü hücrelerin bazıları fagositler tarafından temizlenir.Ölü hücrelerden edinilen enerji diğer beyaz hücrelerin üretiminde kullanılır.Bazı ölü hücreler özellikle bırakılır, çünkü bunların vücuttaki görevleri hala bitmemiştir. Örneğin, gözün lensi, deri, tırnak gibi dokular da ölü hücrelerden oluşur ama bunlar beden için gerekli olduğu için yok edilmezler.

-Örümcekler kendi ağlarına neden yakalanmaz?
Örümcekler, kendi ağlarına kolay kolay yakalanmaz, bunu iki şekilde başarır. Birincisi, avı için ördüğü ağda ayrıca sadece kendisinin üzerinde hareket edebileceği yapışkan olmayan özel ulaşım iplikleri vardır, örümcek bunları tanır. İkincisi, ağız kısmındaki bir salgı bezinde ürettiği salgı ile sürekli ayaklarını yağlı tutar ve böylece yanlışlıkla tuzak ağına düştüğünde kendisini kurtarabilir. Fakat ürkütüldüğünde nadiren kendi ağına takılıp diğer örümceklere de yem olabilir

-Solak insanlar daha etraflıca mı düşünür?
Hayır, sağ el ya da sol elini kullananlar arasında böyle bir yetenek farklılığı olduğunu öne süren bir çalışma yoktur.

-Renk körlüğü düzeltilebilir mi?
Hayır.Renk körlüğünün nedeni, kalıtım yoluyla aktarılan, gözdeki renk duyarlı protein kodunu sağlayan gendeki kusurdur.

-Kafanızın büyüklüğü IQ’nuzu etkiler mi?
Hayır. 1998’de yapılan bir çalışma kafanın büyüklüğüyle beynin büyüklüğü arasından bir bağlantı olduğu sonucunu ortaya çıkarmıştır fakat, IQ’nun boyutla bir ilgisi yoktur en azından genç ve sağlıklı yetişkinlerde.

-GPS sağlayıcılı bir cep telefonunuz varsa hükümet sizi takip edebilir mi?
Evet, eger cep telefonunuzun GPS’i varsa bulunduğunuz yer operatöre bildirilir fakat telefonunuzun açık olması koşulu ile.

-Kuşların kanatları nasıl su geçirmez olabilir?
Kuşun karnındaki tüylerle, kanat ve kuyruk tüyleri birbirinin aynı değildir.Kuyruk tüylerinin altında salgı bezleri bulunur. Çoğunun salgı bezleri yağ içerir. Kuyruk tüylerinin altında gizli olan yağ sıradan bir madde değildir. Aksine bu salgı son derece gelişmiş bir dezenfektandır. Bu dezenfektan kuşun tüylerinde bakteri ve mantar üremesini engeller. Ancak etkili olabilmesi için bu yağın tüm tüylere yayılması gerekir. İşte kuşlar da her fırsatta titiz bir çalışmayla tüm tüylerini yağlar. Yalnızca yağlamakla kalmazlar, tüylerinin bakımı için dikkatli bir temizlik ve düzenleme de yaparlar. Yaşamaları için gerekli olan bu çalışmayı gagalarıyla yaparlar. Gagaları ile aldıkları yağı, tüylerinin temizliğinde kullanan kuşlar, bu sayede tüylerinin esnekliğini de korur ve su geçirmesini engeller.

-Burnunuzu çarptığınızda neden gözleriniz yaşarır?
Burun yumuşak ve hassastır ve geniz yolu gözlere gözyaşı kanalı ile bağlıdır.Normalde bu lakrimal sıvı(gözyaşı) burun yoluyla drenaj sağlar. Ama burunda toplanan bu sıvı yeterli olduğunda burunun akışı normal boşaltma yolunu engelleyebilir gidecek hiçbir yeri olmadağı için gözyaşları akar.



Gürsoylar