delete

Filler

Fillerin eşleri öldüğünde onlar da kalp kırıklığından ölürler. Yemeyi bırakırlar ve uzanıp açlıktan ölünceye kadar gözyaşı dökerler. Ve insanların yardımını reddederler.

delete

Doğru yazalım: İmlâ kuralları

Doğru yazalım: İmlâ kurallarıEğri oturup doğru konuşalım; kendi dilimizde doğru yazmayı bilmeyenler var. Bazıları önemsemiyor, bazıları ise gerçekten yazım kurallarını bilmiyor. Bu konuda kendi adımıza oldukça dikkatli olmaya çalışıyoruz. Bu yazıdan kastımız da yanlış yapanları kınamak değil, onlara konunun önemini hatırlatmak ve bazı belirgin hataları vurgulayarak örneklerle doğrularını göstermek. Yani nokta, virgül nerelerde kullanılır onu anlatacak değiliz ama sık sık yapıldığına tanık olduğumuz hatalar üzerinden gideceğiz.

“mi” soru eki: Soru eki olan “mi” kendisinden önce gelen kelimeden kesinlikle ayrı yazılır. Bununla birlikte, ekten sonra gelen diğer ekler ona bitiştirilir. Soru belirtmeyen “mi” eklerini ayırmak hatadır:

Doğru mu yanlış mı söylediğini şimdi anlarız…
Akşam yemeğini geç mi yiyecekmişiz?
Sana dediğim şeyi annene söylemiş miydin?

“mi” eki ifadeyi güçlendirmek için de kulanılır ve yine ayrı yazılır:

Yemek güzel mi güzel olmuş!
Olur mu olur aslında…

Zaman belirtmek için de kullanıldığı olur:

Esra geldi mi ben çıkarım.
Güneş açtı mı sahile koşacağım.

“de” bağlacı: En sık hata yapılan konulardan bir tanesi de bu. Kendisinden önce gelen dahi anlamındaki “de” bağlacının yazımı hakkında bir ipucu var: Söz konusu olan “de”yi atarak okuduğunuzda cümle anlamsız bir hale gelmiyorsa bu bir bağlaçtır, yani ayrı yazmalısınız. Eğer anlam kayboluyorsa bu bir ektir, yani bitişik yazmalısınız:

Kardeşim şu anda evde.
Şu ev de ne kadar büyük değil mi?

Doğru yazalım: İmlâ kurallarıBu arada bağlaç olan “de”nin sesli harfi önceki kelimeye göre değişebilir ama “d” harfi hep aynı kalır:

Ağaç da ağaçmış hani, amma büyük!

Önemli bir nokta daha: “Ya” sözüyle birlikte kullanılan “da” daima ayrı yazılır:

Ya müziğin sesini kıs ya da biraz bağır.

Bakın burada konu hakkında çok sevdiğimiz bir adres var.

Doğru yazalım: İmlâ kuralları“ki” bağlacı: “de” bağlacındaki yaklaşım hemen hemen burada da geçerli. Bağlaç olan “ki” ayrı, ilgi eki olan, yani sahiplik belirten “ki” bitişik yazılır. Örneklere bakalım, daha iyi anlayalım:

Hava o kadar güzel ki hemen dışarı çıkmak istiyorum.
Sana yardım ederim, yeter ki istediğini iyi anlat.
Gazetedeki köşe yazısını okudun mu?
Elif de seninle geldi mi ki?

Virgül: Virgülün genel kullanımını biliyorsunuz elbette ama kimi ince noktaları var bu işin. Örneklerle açıklamak en iyisi…

Bir metin içinde ve, veya, ya da sözcüklerinden önce ve sonra virgül konmaz:

Kek malzemesi alırken süt, yumurta ve şekeri unutma.
Ya sen buraya gel ya da ben oraya geleyim.
Çikolatalı veya sade, iki çeşit dondurmayı da severim.

Bir metin içinde hem, ya, ne gibi tekrarlı kullanımlardan önce ya da sonra virgül konmaz:

Hem gözlüklü hem de lensli şoförler sürücü testine katılmış.
Ya etek ya da kumaş pantolon giyilmesi zorunluymuş.
Ne sen sor ne ben söyleyeyim.
İster gel ister gelme, ben gidiyorum.
Gerek Murat gerek Selim bu iş için çok çalıştılar.

Şart bildiren “ise”den sonra virgül konmaz:

Sen kitabı okuyup beğenirsen bize de önerirsin.

Kesme işareti: Özel isimler ile ekleri ayırmak için kesme işareti kullanılır, bunu biliğinizi biliyoruz. Gelin görün ki konu bu kadar basit değil ve olmadığı için de kafalar biraz karışıyor.

Doğru yazalım: İmlâ kurallarıÖzel isimlerden sonra parantez ile bir açıklama yapılırsa, kesme işareti parantezden sonra konur:

İdil Biret (piyanist)’in pek çok konserine gittim.

Özel isimlere gelen yapım ekleri ve çoğul eki kesme işareti ile ayrılmaz:

Sınıfa girdiğimde arkadaşlar Atatürkçülükten bahsediyorlardı.
Ben Bursalıyım, arkadaşım da İzmirli.
Onun anadili Türkçe miymiş?
İngilizceye çok hakim olduğu için yanıldım o zaman.

Aile anlamı içeren çoğul ekleri kesme işareti ile ayrılmaz:

Akşam yemeğinden sonra Mesutlara gidelim mi?

Doğru yazalım: İmlâ kurallarıBunlara da dikkat etmekte fayda var:

Yazarken her noktalama işaretinden sonra bir boşluk bırakın. Böylece hem okuyan kişi demek istediğinizi daha iyi anlar hem de yazınız estetik açıdan doğru görünür.

Çok uzun cümleler ve paragraflar kurmayın.

Artık çoğunlukla bilgisayarda yazı yazdığımızı düşünürsek, yazı karakteri, sayfa düzeni, font seçimi gibi konularda da özenli olmak gerektiği ortaya çıkar. Yazınızda sade bir font kullanmak okuyanların işini kolaylaştırır. Yanlardan, alttan ve üstten makul miktarda boşluk bırakmalısınız. Başlıklar ve özellikle vurgulamak istediğiniz kelimeler için farklı büyüklükte font ya da kalın harf kullanma şansınızı kullanın. Satır ve paragraf başlarınızın hizasının aynı olmasına, yazı içinde anlamsız font ve renk değişikliği yapmamaya, çok küçük ya da büyük harfler kullanmamaya dikkat edin.

Aşağıda doğru yazılışlarını verdiğimiz kelimelerde de çok hata yapılıyor:

Her şey
Hiçbir şey
Herhangi bir şey
Yalnız
Yanlış
Çünkü

Çok daha detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz. Daha doğru ve özenli yazılar yazmak için biraz da olsa özendirebildik mi?

delete

Bana rengini söyle

Bana rengini söyleKireç, bakır, karbonat ve quartz kumunun karıştırılmasıyla birlikte (bir nevi sentetik boya), renkler yaşamımızın bir parçası haline geldiler. O zamana kadar sadece doğada, doğal şekilde bulunan renklere sahipken, hayatımıza yepyeni renkler girdi ve zevklerimiz baştan aşağı değişti. Şimdi ise renklerin de en az müzik kadar insan psikolojisini etkilediğini biliyoruz.

Her zaman geçerli değil, ama bir arkadaşımızın giydiği kıyafetlerin rengine bakarak ruh halini aşağı yukarı anlayabiliriz. Ama heavy metal dinleyen birinin daima siyah giymesi, sürekli yas tuttuğu anlamına gelmiyor tabii ki.

Bakalım renklerin psikolojik etkileri nelermiş:

Kırmızı: Enerji veren, heyecanlandıran ve insanı alarma geçiren bir renktir. Kırmızı kıyafet giyen insanlar genelde daha sosyal kişilerdir. Uyarı işaretleri ve ikazlar kırmızı ile belirtilir. Kırmızı bir tabela gördüğümüzde tehlikeli bir durum olduğunu düşünürüz hemen.

Yeşil: Dengeleyici renk olmasının yanı sıra, arzu ve istekleri simgeler. Bu nedenle çıkış yolları bu renkle gösterilir. Örnek mi istiyorsunuz? Yeşil trafik ışığına ne dersiniz?

Mavi: Yaratıcılığı arttıran, huzur veren ve rahatlatan bir renk olarak bilinir. Genelde kurallar ya mavi fontlarla, ya da mavi zemin üzerine beyaz fontlarla yazılır. Bu şekilde insanların belli kurallara uyması kolaylaşır.

Beyaz: Saflığı, temizliği simgeler. Eskiden filmlerde iyiler hep beyaz giyerdi, modern sinemada bu kalıp yıkıldı. Hatta modern müzikte bile. Örnek olarak Bon Jovi’yi verebiliriz: “Good guys don’t always wear white“

Sarı: İnsana ferahlık veren, neşelendiren bir renktir. Bulutların arasında güneşi görünce ne kadar sevindiğimizi düşünsenize! Neşeyi, parlaklığı, ışıltıyı getiren bir hissi vardır. Ayrıca daha çabuk konsantre olarak problemleri daha kolay çözebilmemizi sağlar.

Turuncu: İştah açıcı özelliği vardır. Kilo problemi olanlar bu renkten şiddetle uzak dursunlar. Tahmin edildiği üzere, turuncu tabakta yemek yerseniz kolay kolay sofradan kalkamazsınız. Nasıl, iştahınız açıldı mı biraz?

Pembe: Duygusal insanların rengidir. İnsanları maddiyatan uzaklaştırıp, maneviyata yönlendirir. Bakınız Pembe Panter hiç paraya önem veriyor mu? “Pembe gönlüm sende!” lafı da bu nedenle söylenmiştir. Yani maddiyatla alakam yok, seni kalpten seviyorum bağlamında. Çok etkili bir laftır.

Mor: Moral veren, insanın kendine olan güvenini arttıran bir renktir. Kendini çabuk bırakan, olayların etkisinde fazla kalan insanlar için ilaç gibi bir renktir. Sinir sisteminin tedavisinde de kullanıldığı söyleniyor.

Diğer renkler için durum bu kadar da iç açıcı değil. Örneğin kahverengi güvensizlik hissi uyandırıyormuş, bu yüzden pek çok bankada, çalışanların kahverengi takım elbise giymesi yasakmış. Gri ise insanı iç dünyasına yöneltiyormuş, cezaevlerindeki koğuşları artık griye boyamıyorlarmış. Siyah hakkında konuşmaya gerek bile yok, karamsarlığı temsil ediyor ne yazık ki.

delete

Mevsimlik saat: Zamanda oynama?

Mevsimlik saat: Zamanda oynama?Mevsimlik saat uygulamasının mantığı nedir? Yılda zaten bir kez “seneye görüşürüz” geyiklerine maruz kalıyoruz, bir de üzerine neden iki kez “bu gece bir saat az uyuyacağız” geyiklerine maruz bırakılıyoruz?

Yaz saati / kış saati uygulamaları, bildiğiniz gibi güneş ışığından daha fazla yararlanmak için uygulanıyor. Kısaca bahar gelince saatleri bir saat ileri alıyoruz, sonbaharda da bir saat geriye. Bize antik uygarlıklardan miras kaldıysa da modern uygulama 1907′de düşünüldü, 1916′da savaş ekonomisi sebebiyle standart hale geldi. Yaygın değil, standart diyoruz çünkü o zamana kadar birçok ülke, ikişer üçer saatten kafasına göre ayar yapıyordu. Peki, asıl amaç nedir? Elektrik tasarrufu. Peki, mevsimlik saat uygulamaları ile enerji tasarrufu sağlanamadığının istatistiklerle kanıtlandığını biliyor muydunuz? Üstelik çalışma zamanlarını saate göre değil, güneşe göre ayarlaması gereken çiftçiliğe de zarar veriyor. Tabii Türkiye’de değil, çiftçi bile olsa çalışanların mesailerini saate göre ayarladığı diğer ülkelerde de.

Mevsimlik saatin kaynağı

Romalılar, günün güneşin göründüğü kısmını 12′ye bölen bir saat sistemi kullanıyordu. Her evde saat olmadığından, yani merkezi su saatleri kullanıldığından bu ayarlama sorun olmuyordu. Herkesin kolunda saat varken, her gün bir saatin uzunluğunun değiştiğini bir düşünsenize? Mesela Roma’da kışları bir gündüz saati 44 dakika sürüyordu, haliyle gece saati uzuyordu. Yazın ise bir gündüz saati 75 dakikaya kadar uzayabiliyordu. Buyurun en alasından yaz saati uygulaması.

Mevsimlik saat: Zamanda oynama?Benjamin Franklin, yazın sokaklarda top atılarak ve kilise çanlarıyla herkesin uyandırılıp güne erken başlamasını, geceleri de erkenden yatılmasını önermişti. Bu da değişik bir yaz saati uygulaması. Benji, saatlerin ayarlanmasıyla ilgilenmemişti, çünkü 18. yüzyılda saat uygulamasını kimse ciddiye almıyordu. Saat kavramının tekrar ciddiye alınması, demiryollarının yaygınlaşmaya başlayıp trenlerin bir tertip düzene oturtulması ihtiyacı sonrasına denk geliyor.

1905′te İngiliz maceracı William Willett, kahvaltı öncesi bir ata binme seansında, herkesin uyuyarak bu güzel saatleri nasıl kaçırdığına hayret etti. 1907′de yaz saati uygulamasını taslak olarak İngiltere’nin dikkatine sundu. Aslında tek amacı, golf oynayacak daha fazla gün ışığına sahip olmaktı! 1916’da uygulamayı resmen kabul eden ilk ülke ise Almanya oldu. 1917′de diğer Avrupa ülkeleri, 1918′de de Amerika resmen yaz saati uygulamasına geçti.

Faydası, zararı nedir?

Mevsimlik saat: Zamanda oynama?Dediğimiz gibi, istatistikler yaz saati uygulamasının elektrik kullanımı bakımından hiçbir tasarruf sağlamadığını gösteriyor. Yaz saati, dünyadaki benzin sarfiyatını %1 oranında artırıyor ancak bunun sebebinin güneş ışığı değil, insanların yazın tatile, seyahate gitmesi olduğu düşünülüyor. Şimdi gerçeklerden bahsedelim. Mevsimlik saat uygulamasının enerji tasarrufu sağlamadığını hükümetler de biliyor. Öte yandan güneş ışığında daha fazla alışveriş yapılıyor. 2007′de yaz saati uygulaması sayesinde Amerika’nın günlük perakende cirosu bir milyar dolar artmış. Yani yaz günlerinde insanlar daha fazla alışveriş yapıyor ve alışveriş ancak gün bitince bitiyor. O zaman günü geç bitirerek daha fazla alışveriş yapılması sağlanabilir ve sağlanıyor da. Fakat yaz saati / kış saati uygulamalarının yarattığı karmaşa, en ufak olaydan nem kapan borsayı fena etkiliyor. 2000 yılında yaz saati uygulamasına geçildiği gün, Amerika’da 31 milyar dolar borsa zararı yaşanmış. Yaz saati televizyonların reytinglerini de düşürüyor.

Olay biraz karışık

Saatlerin değişmesi, hayatı karmaşıklaştırıyor. Mesela kış saati uygulamasına geçilirken, saat 02:00′da 01:00 haline geliyor. Bu da o gece 01:00 – 02:00 arasının iki kere yaşanması demek. Taşımacılık, özellikle hava yolu sektörü, bankacılık, bilgisayar işlemleri gibi konularda gerekli dikkatin gösterilmediği durumlarda nasıl bir kaos yaşanacağını hesap edebiliyor musunuz? Ayrıca dünyanın bütün zaman dilimleri aynı saatte değişmiyor, bu da mevsimlik saat uygulamasının gerçekleştiği günün, zamanın kritik öneme sahip olduğu işlerde kâbusa dönüşme ihtimali anlamına geliyor. Peki ya orijinal tasarıdaki gibi, haftalık 20 dakikalık değişikliklerle üç haftada saati değiştirseydik? O zaman halimiz nice olurdu?

delete

Murphy Kanunları

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider!“Murphy Kanunları” denen şey işte budur; yani kötü gitmesi muhtemel bir şey varsa o mutlaka olur! Murphy kanunlarının, 1949′da, Edwards Hava Üssü’ndeki Yüzbaşı Edward Murphy tarafından “keşfedildiği” söylenir.

Elbette doğru olmama ihtimali bulunan hikaye şöyle: Yüzbaşı Murphy, çarpışmaların insanlar üzerindeki etkilerini inceleyen deneyler yapan ekibin başındaydı.

Denek pilotun üzerine sensörler yapıştırılıyordu ve görevlilerden biri 16 sensörü de ters tarafından yapıştırmıştı. Murphy, bunları yapıştıran teknisyen için “Bu işi yanlış yapmanın bir yolu varsa o mutlaka bulur ve yapar” dedi. Bölüm komutanı daha sonra yaptığı basın toplantısında bu lafı hiç unutmadıkları için deneylerinin böyle kazasız belasız geçtiğini söyledi.

Bu laf bir de gazetelere çıkınca her durum için bir Murphy kanunu uyduruldu, hala da uydurulmakta. Ed Murphy’nin (elbette doğru olmama ihtimali bulunan) ölümü de şöyle olmuş: Bir gün benzini bitmiş, elinde bidon, beyaz kıyafetleriyle yüzü trafiğe dönük şekilde yol kenarında yürürken ters taraftan giden bir İngiliz turist tarafından ezilmiş.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider!Biz de size birkaç Murphy yasası sayacağız. Bu arada “eğer bilgisayar kilitlenecekse, yazdıklarınızı save etmeden saniyeler önce kilitlenir” yasasından kaçınmaya çalışacağız. Tabii böyle bir mucize mümkünse…

Bir işin ters gitme olasılığı varsa o iş mutlaka ters gider.

Birkaç şeyin ters gitme olasılığı varsa bunların arasında en kötü sonuçlar doğuracak olanı ters gider.

Bir şeyin ters gitmesi için dört yol olduğunu düşünüp hepsi için önlem alabilirsiniz ama bir beşinci yol mutlaka vardır.

Bir şeylerin ters gitmesi bir doğa kanunudur. Bu yüzden her şey yolunda gidiyor gibi görünüyorsa dikkat edin; mutlaka ters giden bir şeyler vardır!

Bir şey arıyorsanız o daima son bakmanız gereken yerdedir.

İlk baktığınız yerde olma ihtimali ile oraya baktığınızda görmeden geçme ihtimaliniz eşittir.

Kaybettiğiniz bir şey ancak onun yerine yenisini aldığınızda ortaya çıkar.

Yeni aldığınız şeyin ucuzunu bulmak için ne kadar aranırsanız aranın, en ucuz seçeneği ancak alışveriş bittikten sonra bulursunuz.

Hiçbir şey göründüğü kadar kolay değildir.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider!

Hiçbir şey göründüğü kadar kısa sürmez.

Bir eliniz doluyken kapıyı açmanız gerekirse, anahtarınız mutlaka dolu elinizin tarafındaki ceptedir.

Bir şey aptalcaysa ama işe yarıyorsa, belki de göründüğü kadar aptalca değildir.

Bir şey doğru olamayacak kadar iyiyse muhtemelen doğru değildir.

İstediğiniz bilgisayar programı her zaman sahip olduğunuzdan fazla RAM ister.

Yeteri kadar RAM’iniz olduğunda sabit diskinizde asla yeteri kadar boş yeriniz olmaz.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider! Bir program kurmak için yeterli boş yeriniz ve RAM’iniz varsa o program mutlaka çökecektir.

Hala çökmediyse sadece en fazla zarar vereceği anı bekliyordur.

Birine gökyüzünde 300 trilyon yıldız olduğunu söylerseniz inanır ama o masa boyalı derseniz gidip önce bir eller.

Sınav sırasında öğretmeniniz sadece aptalca bir şey yazdığınız sırada başınıza gelip yazdıklarınızı okur.

Bir şeyi çözmek için kullandığınız yollar başka problemlere neden olur.

Bilgisayarda ne kadar ders çalışırsanız çalışın, anneniz içeri siz oyun oynarken girer.

Ders çalışılan bir saat, çalışılmayan bir saatten her zaman daha uzundur.

Geç kaldığınız süre ile trafiğin sıkışıklığının miktarı doğru orantılıdır.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider! Tamirciye bozulan bir şeyin neyinin bozuk olduğunu göstermeye çalıştığınız an, o şeyin çalışması için en uygun andır.

En önemli şeyler her zaman en basit olanlardır.

En basit şeyler çoğu zaman yapması en zor olanlardır.

Ekmeğinizin reçelli kısmının yere düşme ihtimali ile halınızın fiyatı doğru orantılıdır.

Birinden büyük miktarda borç isterken önce ödeyebileceğinizi, yani ihtiyacınız olmadığını kanıtlamalısınız.

Sizin olmadığınız sıra her zaman daha hızlı ilerler. Taa ki siz o sıraya geçene kadar.

Diğer şeritte trafik hep daha açıktır. Ta ki içinde olduğunuz araç o şeride geçene kadar.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider! Yaptığınız her şey başınızı belaya sokabilir. Hiçbir şey yapmamak dahil.

Aklınıza iyi bir fikir gelmesi, onun daha önce yapılmış olduğu anlamına gelir.

Odanız ne kadar büyük olursa içi o kadar dağınık olur.

Yeni ayakkabı giydiğiniz gün herkes ayağınıza basar (üstelik bu bizde bir de adettendir!).

En hassas şey, düşüp kırılacak olandır.

Bir işi yapmanın en kolay yolu, ancak o iş bittikten sonra sonra aklınıza gelir.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider! Banyoda düşecek bir şey varsa mutlaka tuvaletin içine düşer.

Çok etkileyici bir şey yaptığınızda mutlaka yalnız olursunuz.

Yalnız değilken yapmaya çalışırsanız başarısız olacaksınız demektir.

Kıyafetinizin şıklığı ile üzerinize çamur sıçratan aracın büyüklüğü arasında ciddi bir bağ vardır.

Murphy kanunlarından haberiniz olması ile işinizin ters gitmesi arasında hiçbir bağlantı yoktur.

Aynı bağ o gün harika olan saçınız ile yağmur arasında da mevcuttur.

Rüzgarın yönü daima saçınızı en kötü bozacak yöndür.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider! Kıymetli bir şeyin düştüğü yer daima parmak ucunuzun bir santim ilerisidir.

Olur da o kıymetli şey parmak ucunuz mesafesine düşerse, bu almaya çalışırken itip uzaklaştıracağınız anlamına gelir.

Gülümseyin, yarın daha da kötü olacak!

Tırnaklarınızı kestiğiniz gün, karşınıza kazıması eğlenceli bir şey çıkması için en uygun gündür.

Bir hata ikinci kez yapılmaz. İkinci kez yapıyorsanız üçüncü kez de yapacaksınız demektir.

Dünyadaki toplam zeka aynıdır ama nüfus sürekli artar.

Bir şey ters gidecekse mutlaka ters gider! Kameranızda yer kalıp kalmadığından emin değilseniz kalmamıştır.

Cam olan bütün eşyalar ana formları olan kum haline dönmeye meyillidir.

Harika esprileriniz hiç hatırlanmaz, aptalca sözleriniz ise hiç unutulmaz.

Bir çift çorabın iki tekinin birden kaybolması ihtimali, diğer çiftlerden bir çorabın kaybolma ihtimali yanında sıfıra yakındır.

Bir çorabın tekini bulmanız, diğer tekini atmanıza bağlıdır.

Kapı mutlaka siz tuvaletteyken çalar. O da olmazsa uyurken çalar. O da olmadıysa siz dışarıdayken çalmıştır.

delete

Güney Afrika’da kim gülecek?…

Güney Afrika'da kim  gülecek?...Dünya liglerinde sezonların tamamlanışı ve Şampiyonlar Ligi kupasının da sahibini buluşuyla futbolseverler tek bir hedefe kilitlenmeye hazırlanıyor: Dünya Kupası’na! Takvimler 11 Haziran’ı gösterdiğinde tüm dünyanın gözü Güney Afrika’ya dönecek ve tam bir ay futbol hayatımızın önemli bir parçası haline gelecek. 6 kıtadan 32 farklı ülkenin milli takımları dünyanın en büyüğü olmak için Güney Afrika’da ter dökecek. Biz de Dünya Kupası öncesinde takımlara ve gruplara şöyle bir göz atalım dedik. Favorinizi seçmek size kalmış…

A Grubu

Güney Afrika: Turnuvaya ev sahibi kategorisinden katılan Güney Afrika’nın en büyük avantajı “vuvuzelalı” taraftarları olacak gibi gözüküyor. Seyirci desteğinin yanı sıra Fenerbahçe’yi de Brezilya’yı da şampiyon yapan tecrübeli teknik adam Carlos Alberto Parreira’yı arkasına alsa da Bafana Bafana’nın grupta işi o kadar kolay değil.

Meksika: Güney Afrika’yla turnuvanın açılış maçını yapacak Meksika, Dünya Kupası’nın gediklilerinden. Kupa tarihlerinde en iyi dereceleri 1930’da oynadıkları çeyrek final olsa da, Javier Aguirre’nin öğrencileri gruptan çıkmaya aday ekiplerden birisi. En büyük kozlarından birisi de Galatasaray’lı Dos Santos tabii.

Uruguay: Dünya Kupası tarihinin ilk şampiyonu, geçmişteki başarıları diriltme ümidiyle geliyor Güney Afrika’ya. Forlan, Lugano ve Suarez’i içeren kadrosuyla gruptan çıkmanın yollarını arayacaklar.

Fransa: Kâğıt üzerinde grubun favorisi gözüküyorlar ama oynadıkları futbol çok eleştiri alıyor. 1998 Dünya Kupası ve 2000 Avrupa Şampiyonası zaferlerinden sonra arzu edilen başarıların uzağında kalan Horozlar, eve bir kez daha kupayla dönmek istiyorlar.

B Grubu

Güney Afrika'da kim  gülecek?...Arjantin: İlk akla gelen 2-3 favoriden birisi Arjantin şüphesiz. Beri yandan elemelerde ve hazırlık maçlarında epey zorlandıklarını söylemek de mümkün. Bu kez teknik direktör koltuğunda oturan Maradona’nın işi sanıldığı kadar kolay değil fakat turnuvanın en iyi forvet hattına sahip olduğunu söylemeye de gerek yok herhalde. Her şey bir yana Messi onlarda!

Nijerya: 1994 ve 1998’de gruptan çıkma başarısı gösteren Nijerya bu yıl da Afrika’nın kupa ümitlerinden birisi olacak. Süper Kartallar yetenekli ama dağınık bir kadroya sahip.

Güney Kore: 2002’de Guus Hiddink’le yakaladığı dünya dördüncülüğünün ardından düşüşe geçen Güney Kore, Asya kıtasının çok şeyler beklediği takımlardan.

Yunanistan: 2004 Avrupa Şampiyonası’nın sürpriz şampiyonu, B grubunun tek Avrupalısı. Komşunun en büyük kozu ise şüphesiz taktik ustası teknik adamları Otto Rehhagel.

Güney Afrika'da kim gülecek?...C Grubu

İngiltere: Gerrard, Lampard, Rooney, Terry… Adı başarıyla özdeşleşen İtalyan hoca Fabio Capello, İngiltere’nin 1966’dan beri süren kupa hasretine 2010’da son vermek istiyor. Zaten İngiltere yıllar sonra ilk defa kupada büyük favori gösterilen takımlar arasında.

ABD: Geçen yıl Güney Afrika’da Konfederasyon Kupası finalini oynama başarısı gösteren ABD’nin hedefi en azından gruptan çıkabilmek olacak. Gruptaki rakiplerine bakıldığında bu o kadar da zor gözükmüyor. En kötü İngiltereli kuzenlerinin diğer rakipleri karşında alacakları sonuçlara güvenecekler.

Cezayir: Dünya Kupası’na son Afrika Kupası şampiyonu Mısır’ı eleyerek katılan Cezayir, Kuzey Afrika’nın 2010 temsilcisi. Kadrodaki Fransa doğumlu oyuncuların çokluğu dikkat çekiyor.

Slovenya: Slovenya, play-off maçında Hiddink’in Rusyası’nı saf dışı bırakarak finallere katılma hakkını elde etti. ABD ve Cezayir’le ikincilik için kapışacaklar gibi gözüküyor.

D Grubu

Güney Afrika'da kim  gülecek?...Almanya: Kaptan Ballack’ın sakatlanarak kupa dışında kalmasıyla sıkıntılı günler geçiren Panzerler kupanın daimi favorilerinden. Teknik direktör Löw, Ballack’tan boşalan yeri Mesut Özil’le doldurmaya çalışabilir. Fena da olmaz hani.

Avustralya: Finallere üçüncü kez katılma hakkı elde eden Okyanusya temsilcisinin en güvenilen isimleri arasında yine tanıdıklar var: Galatasaraylı Harry Kewell ile Lucas Neill ve Antalyaspor’lu Michael Jedinak.

Sırbistan: Sırbistan, eleme gruplarında Avrupa’nın en iyi performanslarından birisini göstererek Güney Afrika vizesini elde etmişti. Manchester United’lı Vidiç ve Ajax’lı Panteliç kadronun öne çıkan isimleri.

Gana: 2006’da, ilk katıldığı Dünya Kupası’nda gruplardan çıkmayı başarmıştı Gana. Aynısını tekrarlamayı deneyecekler fakat turnuva öncesinde Almanya dışındaki üç takımın güçleri birbirine denk gözüküyor.

E Grubu

Hollanda: ’74 ve ‘78’de iki kez üst üste final oynama becerisi gösteren Portakallar henüz kupaya uzanabilmiş değiller. Bu sene yine iddialılar. 2010 onların yılı olabilir mi? Neden olmasın?

Danimarka: Elemelerde Portekiz ve İsveç gibi tecrübeli ekipleri geride bırakarak kupaya gelen Danimarka’nın kupa şansı gruptaki esas rakipleri olarak gözüken Japonya ve Kamerun ile oynayacağı maçlara bağlı.

Japonya: ’98’den beri kupanın istikrarlıları arasında yer alan Japonya, artık 2. turun ötesini hedefliyor. Japonya da bir başka tecrübeli teknik adama, Osim’e emanet.

Kamerun: Kamerun’un kadrosu neredeyse tamamı Avrupa’da top koşturan oyunculardan kurulu. Takım ruhunu da sahaya yansıtabilirlerse grupta kesinlikle şansları var. En büyük kozları da bu sene Inter’le Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu yaşayan Eto’o.

Güney Afrika'da kim gülecek?... F Grubu

İtalya: Son şampiyon İtalya, 2006’daki başarıyı tekrarlamak için sahada olacak. 2006 sonrasında milli takımı bırakan Lippi, Euro 2008’de yaşanan hayal kırıklığı üzerine bir kez daha göreve getirildi. Ancak onlar da eleştiri alan takımların başında geliyor.

Paraguay: Paraguay, katıldığı 7 turnuva ile Dünya Kupası’nın tecrübelilerinden. Grupta İtalya’nın ardından ikinciliğe en yakın ekip gibi duruyorlar.

Yeni Zelanda: 2010, aynı zamanda Yeni Zelanda’nın uluslararası arenaya dönüşü olacak. 1982’den beri kupadan uzaklar. Finallerde Okyanusya’yı temsil edecekler.

Slovakya: Turnuvanın “çömezi” Slovakya olacak; 32 takım arasında Dünya Kupası heyecanını ilk defa bu yıl yaşayacak tek takım Slovakya. Epey tecrübe eksikliği yaşasalar da elemelerde ortaya koydukları futbol parmak ısırtıyordu. Takımda Beşiktaş’lı Holosko’yu da izleme şansımız var.

G Grubu

Brezilya: Fazla söze ne hacet! Bu turnuvanın en başarılı takımı Brezilya. 5 defa ile en fazla şampiyon olan takım ve bütün finallere katılma başarısı gösteren tek takım. Favori olduklarını söylemeye gerek var mı?

Kuzey Kore: Finallere 2010’la dönecek bir diğer ülke de Kuzey Kore. En son 1966’da (çeyrek finalde 3-0 öne geçmelerine rağmen Portekiz’e 5-3 yenilmişler!) turnuvaya katılan Asya ekibi sürpriz kovalayacak ekiplerden.

Fildişi Sahilleri: Kadrosu göz kamaştıran takımlardan birisi de Fildişi Sahilleri şüphesiz. Didier Drogba, Salomon Kalou, Abdel Kader Keita, Yaya Toure o kadronun yalnızca birkaç üyesi. Rakiplerin gücüne rağmen gruptan çıkmaları hatta daha da ilerlemeleri şaşırtıcı olmaz.

Portekiz: Portekiz, şampiyonaya play-off maçlarıyla kalan ekiplerden. Güney Afrika biletini son anda almış olsalar da yıldızlarla dolu bir kadroya sahipler. Teknik direktör Carlos Querioz takım içi dengeleri sağlayabilirse Portekiz en yukarıları hedefleyebilir.

H Grubu

Güney Afrika'da kim  gülecek?... İspanya: Son Avrupa şampiyonu İspanya, Güney Afrika’da da en önemli favorilerden birisi. Büyük turnuva kazanamama problemini 2008’de sonlandıran Beşiktaş’tan tanıdığımız Del Bosque yönetimindeki İspanyolların artık tek hedefi dünya şampiyonluğu.

İsviçre: Başarılı teknik adam Ottmar Hitzfield önderliğindeki İsviçre, H Grubu’nda İspanya’dan sonra ikinciliği elde edemezse sürpriz sayılabilir. Zira iyi, mücadele eden bir kadroları var. Rakipler, Honduras ve Şili İsviçre karşısında epey zorlanacaklar bu kesin.

Honduras: İlk Dünya Kupası deneyimini 1982’de yaşayan Honduras, o tarihten bu yana finallerde yer alamıyor. Orta Amerika temsilcisi kupaya renk katmanın yollarını arayacak.

Şili: Güney Amerika elemelerinde Brezilya’nın ardından ikinci olarak kupa biletini cebine koyan Kırmızılar için gruptan çıkmak yeterli bir başarı olarak görülebilir. Beşiktaş’lı Rodrigo Tello’nun da Dünya Kupası kadrosunda yer aldığını ekleyelim.

12


Gürsoy Ailesi Sesli Sohbet