Murphy Kanunları
Temmuz 28, 2010 Yaşam Yorum Yok
“Murphy Kanunları” denen şey işte budur; yani kötü gitmesi muhtemel bir şey varsa o mutlaka olur! Murphy kanunlarının, 1949′da, Edwards Hava Üssü’ndeki Yüzbaşı Edward Murphy tarafından “keşfedildiği” söylenir.
Elbette doğru olmama ihtimali bulunan hikaye şöyle: Yüzbaşı Murphy, çarpışmaların insanlar üzerindeki etkilerini inceleyen deneyler yapan ekibin başındaydı.
Denek pilotun üzerine sensörler yapıştırılıyordu ve görevlilerden biri 16 sensörü de ters tarafından yapıştırmıştı. Murphy, bunları yapıştıran teknisyen için “Bu işi yanlış yapmanın bir yolu varsa o mutlaka bulur ve yapar” dedi. Bölüm komutanı daha sonra yaptığı basın toplantısında bu lafı hiç unutmadıkları için deneylerinin böyle kazasız belasız geçtiğini söyledi.
Bu laf bir de gazetelere çıkınca her durum için bir Murphy kanunu uyduruldu, hala da uydurulmakta. Ed Murphy’nin (elbette doğru olmama ihtimali bulunan) ölümü de şöyle olmuş: Bir gün benzini bitmiş, elinde bidon, beyaz kıyafetleriyle yüzü trafiğe dönük şekilde yol kenarında yürürken ters taraftan giden bir İngiliz turist tarafından ezilmiş.
Biz de size birkaç Murphy yasası sayacağız. Bu arada “eğer bilgisayar kilitlenecekse, yazdıklarınızı save etmeden saniyeler önce kilitlenir” yasasından kaçınmaya çalışacağız. Tabii böyle bir mucize mümkünse…
• Bir işin ters gitme olasılığı varsa o iş mutlaka ters gider.
• Birkaç şeyin ters gitme olasılığı varsa bunların arasında en kötü sonuçlar doğuracak olanı ters gider.
• Bir şeyin ters gitmesi için dört yol olduğunu düşünüp hepsi için önlem alabilirsiniz ama bir beşinci yol mutlaka vardır.
• Bir şeylerin ters gitmesi bir doğa kanunudur. Bu yüzden her şey yolunda gidiyor gibi görünüyorsa dikkat edin; mutlaka ters giden bir şeyler vardır!
• Bir şey arıyorsanız o daima son bakmanız gereken yerdedir.
• İlk baktığınız yerde olma ihtimali ile oraya baktığınızda görmeden geçme ihtimaliniz eşittir.
• Kaybettiğiniz bir şey ancak onun yerine yenisini aldığınızda ortaya çıkar.
• Yeni aldığınız şeyin ucuzunu bulmak için ne kadar aranırsanız aranın, en ucuz seçeneği ancak alışveriş bittikten sonra bulursunuz.
• Hiçbir şey göründüğü kadar kolay değildir.

• Hiçbir şey göründüğü kadar kısa sürmez.
• Bir eliniz doluyken kapıyı açmanız gerekirse, anahtarınız mutlaka dolu elinizin tarafındaki ceptedir.
• Bir şey aptalcaysa ama işe yarıyorsa, belki de göründüğü kadar aptalca değildir.
• Bir şey doğru olamayacak kadar iyiyse muhtemelen doğru değildir.
• İstediğiniz bilgisayar programı her zaman sahip olduğunuzdan fazla RAM ister.
• Yeteri kadar RAM’iniz olduğunda sabit diskinizde asla yeteri kadar boş yeriniz olmaz.
• Bir program kurmak için yeterli boş yeriniz ve RAM’iniz varsa o program mutlaka çökecektir.
• Hala çökmediyse sadece en fazla zarar vereceği anı bekliyordur.
• Birine gökyüzünde 300 trilyon yıldız olduğunu söylerseniz inanır ama o masa boyalı derseniz gidip önce bir eller.
• Sınav sırasında öğretmeniniz sadece aptalca bir şey yazdığınız sırada başınıza gelip yazdıklarınızı okur.
• Bir şeyi çözmek için kullandığınız yollar başka problemlere neden olur.
• Bilgisayarda ne kadar ders çalışırsanız çalışın, anneniz içeri siz oyun oynarken girer.
• Ders çalışılan bir saat, çalışılmayan bir saatten her zaman daha uzundur.
• Geç kaldığınız süre ile trafiğin sıkışıklığının miktarı doğru orantılıdır.
• Tamirciye bozulan bir şeyin neyinin bozuk olduğunu göstermeye çalıştığınız an, o şeyin çalışması için en uygun andır.
• En önemli şeyler her zaman en basit olanlardır.
• En basit şeyler çoğu zaman yapması en zor olanlardır.
• Ekmeğinizin reçelli kısmının yere düşme ihtimali ile halınızın fiyatı doğru orantılıdır.
• Birinden büyük miktarda borç isterken önce ödeyebileceğinizi, yani ihtiyacınız olmadığını kanıtlamalısınız.
• Sizin olmadığınız sıra her zaman daha hızlı ilerler. Taa ki siz o sıraya geçene kadar.
• Diğer şeritte trafik hep daha açıktır. Ta ki içinde olduğunuz araç o şeride geçene kadar.
• Yaptığınız her şey başınızı belaya sokabilir. Hiçbir şey yapmamak dahil.
• Aklınıza iyi bir fikir gelmesi, onun daha önce yapılmış olduğu anlamına gelir.
• Odanız ne kadar büyük olursa içi o kadar dağınık olur.
• Yeni ayakkabı giydiğiniz gün herkes ayağınıza basar (üstelik bu bizde bir de adettendir!).
• En hassas şey, düşüp kırılacak olandır.
• Bir işi yapmanın en kolay yolu, ancak o iş bittikten sonra sonra aklınıza gelir.
• Banyoda düşecek bir şey varsa mutlaka tuvaletin içine düşer.
• Çok etkileyici bir şey yaptığınızda mutlaka yalnız olursunuz.
• Yalnız değilken yapmaya çalışırsanız başarısız olacaksınız demektir.
• Kıyafetinizin şıklığı ile üzerinize çamur sıçratan aracın büyüklüğü arasında ciddi bir bağ vardır.
• Murphy kanunlarından haberiniz olması ile işinizin ters gitmesi arasında hiçbir bağlantı yoktur.
• Aynı bağ o gün harika olan saçınız ile yağmur arasında da mevcuttur.
• Rüzgarın yönü daima saçınızı en kötü bozacak yöndür.
• Kıymetli bir şeyin düştüğü yer daima parmak ucunuzun bir santim ilerisidir.
• Olur da o kıymetli şey parmak ucunuz mesafesine düşerse, bu almaya çalışırken itip uzaklaştıracağınız anlamına gelir.
• Gülümseyin, yarın daha da kötü olacak!
• Tırnaklarınızı kestiğiniz gün, karşınıza kazıması eğlenceli bir şey çıkması için en uygun gündür.
• Bir hata ikinci kez yapılmaz. İkinci kez yapıyorsanız üçüncü kez de yapacaksınız demektir.
• Dünyadaki toplam zeka aynıdır ama nüfus sürekli artar.
• Kameranızda yer kalıp kalmadığından emin değilseniz kalmamıştır.
• Cam olan bütün eşyalar ana formları olan kum haline dönmeye meyillidir.
• Harika esprileriniz hiç hatırlanmaz, aptalca sözleriniz ise hiç unutulmaz.
• Bir çift çorabın iki tekinin birden kaybolması ihtimali, diğer çiftlerden bir çorabın kaybolma ihtimali yanında sıfıra yakındır.
• Bir çorabın tekini bulmanız, diğer tekini atmanıza bağlıdır.
• Kapı mutlaka siz tuvaletteyken çalar. O da olmazsa uyurken çalar. O da olmadıysa siz dışarıdayken çalmıştır.
Güney Afrika’da kim gülecek?…
Temmuz 6, 2010 Yaşam Yorum Yok
Dünya liglerinde sezonların tamamlanışı ve Şampiyonlar Ligi kupasının da sahibini buluşuyla futbolseverler tek bir hedefe kilitlenmeye hazırlanıyor: Dünya Kupası’na! Takvimler 11 Haziran’ı gösterdiğinde tüm dünyanın gözü Güney Afrika’ya dönecek ve tam bir ay futbol hayatımızın önemli bir parçası haline gelecek. 6 kıtadan 32 farklı ülkenin milli takımları dünyanın en büyüğü olmak için Güney Afrika’da ter dökecek. Biz de Dünya Kupası öncesinde takımlara ve gruplara şöyle bir göz atalım dedik. Favorinizi seçmek size kalmış…
A Grubu
Güney Afrika: Turnuvaya ev sahibi kategorisinden katılan Güney Afrika’nın en büyük avantajı “vuvuzelalı” taraftarları olacak gibi gözüküyor. Seyirci desteğinin yanı sıra Fenerbahçe’yi de Brezilya’yı da şampiyon yapan tecrübeli teknik adam Carlos Alberto Parreira’yı arkasına alsa da Bafana Bafana’nın grupta işi o kadar kolay değil.
Meksika: Güney Afrika’yla turnuvanın açılış maçını yapacak Meksika, Dünya Kupası’nın gediklilerinden. Kupa tarihlerinde en iyi dereceleri 1930’da oynadıkları çeyrek final olsa da, Javier Aguirre’nin öğrencileri gruptan çıkmaya aday ekiplerden birisi. En büyük kozlarından birisi de Galatasaray’lı Dos Santos tabii.
Uruguay: Dünya Kupası tarihinin ilk şampiyonu, geçmişteki başarıları diriltme ümidiyle geliyor Güney Afrika’ya. Forlan, Lugano ve Suarez’i içeren kadrosuyla gruptan çıkmanın yollarını arayacaklar.
Fransa: Kâğıt üzerinde grubun favorisi gözüküyorlar ama oynadıkları futbol çok eleştiri alıyor. 1998 Dünya Kupası ve 2000 Avrupa Şampiyonası zaferlerinden sonra arzu edilen başarıların uzağında kalan Horozlar, eve bir kez daha kupayla dönmek istiyorlar.
B Grubu
Arjantin: İlk akla gelen 2-3 favoriden birisi Arjantin şüphesiz. Beri yandan elemelerde ve hazırlık maçlarında epey zorlandıklarını söylemek de mümkün. Bu kez teknik direktör koltuğunda oturan Maradona’nın işi sanıldığı kadar kolay değil fakat turnuvanın en iyi forvet hattına sahip olduğunu söylemeye de gerek yok herhalde. Her şey bir yana Messi onlarda!
Nijerya: 1994 ve 1998’de gruptan çıkma başarısı gösteren Nijerya bu yıl da Afrika’nın kupa ümitlerinden birisi olacak. Süper Kartallar yetenekli ama dağınık bir kadroya sahip.
Güney Kore: 2002’de Guus Hiddink’le yakaladığı dünya dördüncülüğünün ardından düşüşe geçen Güney Kore, Asya kıtasının çok şeyler beklediği takımlardan.
Yunanistan: 2004 Avrupa Şampiyonası’nın sürpriz şampiyonu, B grubunun tek Avrupalısı. Komşunun en büyük kozu ise şüphesiz taktik ustası teknik adamları Otto Rehhagel.
C Grubu
İngiltere: Gerrard, Lampard, Rooney, Terry… Adı başarıyla özdeşleşen İtalyan hoca Fabio Capello, İngiltere’nin 1966’dan beri süren kupa hasretine 2010’da son vermek istiyor. Zaten İngiltere yıllar sonra ilk defa kupada büyük favori gösterilen takımlar arasında.
ABD: Geçen yıl Güney Afrika’da Konfederasyon Kupası finalini oynama başarısı gösteren ABD’nin hedefi en azından gruptan çıkabilmek olacak. Gruptaki rakiplerine bakıldığında bu o kadar da zor gözükmüyor. En kötü İngiltereli kuzenlerinin diğer rakipleri karşında alacakları sonuçlara güvenecekler.
Cezayir: Dünya Kupası’na son Afrika Kupası şampiyonu Mısır’ı eleyerek katılan Cezayir, Kuzey Afrika’nın 2010 temsilcisi. Kadrodaki Fransa doğumlu oyuncuların çokluğu dikkat çekiyor.
Slovenya: Slovenya, play-off maçında Hiddink’in Rusyası’nı saf dışı bırakarak finallere katılma hakkını elde etti. ABD ve Cezayir’le ikincilik için kapışacaklar gibi gözüküyor.
D Grubu
Almanya: Kaptan Ballack’ın sakatlanarak kupa dışında kalmasıyla sıkıntılı günler geçiren Panzerler kupanın daimi favorilerinden. Teknik direktör Löw, Ballack’tan boşalan yeri Mesut Özil’le doldurmaya çalışabilir. Fena da olmaz hani.
Avustralya: Finallere üçüncü kez katılma hakkı elde eden Okyanusya temsilcisinin en güvenilen isimleri arasında yine tanıdıklar var: Galatasaraylı Harry Kewell ile Lucas Neill ve Antalyaspor’lu Michael Jedinak.
Sırbistan: Sırbistan, eleme gruplarında Avrupa’nın en iyi performanslarından birisini göstererek Güney Afrika vizesini elde etmişti. Manchester United’lı Vidiç ve Ajax’lı Panteliç kadronun öne çıkan isimleri.
Gana: 2006’da, ilk katıldığı Dünya Kupası’nda gruplardan çıkmayı başarmıştı Gana. Aynısını tekrarlamayı deneyecekler fakat turnuva öncesinde Almanya dışındaki üç takımın güçleri birbirine denk gözüküyor.
E Grubu
Hollanda: ’74 ve ‘78’de iki kez üst üste final oynama becerisi gösteren Portakallar henüz kupaya uzanabilmiş değiller. Bu sene yine iddialılar. 2010 onların yılı olabilir mi? Neden olmasın?
Danimarka: Elemelerde Portekiz ve İsveç gibi tecrübeli ekipleri geride bırakarak kupaya gelen Danimarka’nın kupa şansı gruptaki esas rakipleri olarak gözüken Japonya ve Kamerun ile oynayacağı maçlara bağlı.
Japonya: ’98’den beri kupanın istikrarlıları arasında yer alan Japonya, artık 2. turun ötesini hedefliyor. Japonya da bir başka tecrübeli teknik adama, Osim’e emanet.
Kamerun: Kamerun’un kadrosu neredeyse tamamı Avrupa’da top koşturan oyunculardan kurulu. Takım ruhunu da sahaya yansıtabilirlerse grupta kesinlikle şansları var. En büyük kozları da bu sene Inter’le Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu yaşayan Eto’o.
F Grubu
İtalya: Son şampiyon İtalya, 2006’daki başarıyı tekrarlamak için sahada olacak. 2006 sonrasında milli takımı bırakan Lippi, Euro 2008’de yaşanan hayal kırıklığı üzerine bir kez daha göreve getirildi. Ancak onlar da eleştiri alan takımların başında geliyor.
Paraguay: Paraguay, katıldığı 7 turnuva ile Dünya Kupası’nın tecrübelilerinden. Grupta İtalya’nın ardından ikinciliğe en yakın ekip gibi duruyorlar.
Yeni Zelanda: 2010, aynı zamanda Yeni Zelanda’nın uluslararası arenaya dönüşü olacak. 1982’den beri kupadan uzaklar. Finallerde Okyanusya’yı temsil edecekler.
Slovakya: Turnuvanın “çömezi” Slovakya olacak; 32 takım arasında Dünya Kupası heyecanını ilk defa bu yıl yaşayacak tek takım Slovakya. Epey tecrübe eksikliği yaşasalar da elemelerde ortaya koydukları futbol parmak ısırtıyordu. Takımda Beşiktaş’lı Holosko’yu da izleme şansımız var.
G Grubu
Brezilya: Fazla söze ne hacet! Bu turnuvanın en başarılı takımı Brezilya. 5 defa ile en fazla şampiyon olan takım ve bütün finallere katılma başarısı gösteren tek takım. Favori olduklarını söylemeye gerek var mı?
Kuzey Kore: Finallere 2010’la dönecek bir diğer ülke de Kuzey Kore. En son 1966’da (çeyrek finalde 3-0 öne geçmelerine rağmen Portekiz’e 5-3 yenilmişler!) turnuvaya katılan Asya ekibi sürpriz kovalayacak ekiplerden.
Fildişi Sahilleri: Kadrosu göz kamaştıran takımlardan birisi de Fildişi Sahilleri şüphesiz. Didier Drogba, Salomon Kalou, Abdel Kader Keita, Yaya Toure o kadronun yalnızca birkaç üyesi. Rakiplerin gücüne rağmen gruptan çıkmaları hatta daha da ilerlemeleri şaşırtıcı olmaz.
Portekiz: Portekiz, şampiyonaya play-off maçlarıyla kalan ekiplerden. Güney Afrika biletini son anda almış olsalar da yıldızlarla dolu bir kadroya sahipler. Teknik direktör Carlos Querioz takım içi dengeleri sağlayabilirse Portekiz en yukarıları hedefleyebilir.
H Grubu
İspanya: Son Avrupa şampiyonu İspanya, Güney Afrika’da da en önemli favorilerden birisi. Büyük turnuva kazanamama problemini 2008’de sonlandıran Beşiktaş’tan tanıdığımız Del Bosque yönetimindeki İspanyolların artık tek hedefi dünya şampiyonluğu.
İsviçre: Başarılı teknik adam Ottmar Hitzfield önderliğindeki İsviçre, H Grubu’nda İspanya’dan sonra ikinciliği elde edemezse sürpriz sayılabilir. Zira iyi, mücadele eden bir kadroları var. Rakipler, Honduras ve Şili İsviçre karşısında epey zorlanacaklar bu kesin.
Honduras: İlk Dünya Kupası deneyimini 1982’de yaşayan Honduras, o tarihten bu yana finallerde yer alamıyor. Orta Amerika temsilcisi kupaya renk katmanın yollarını arayacak.
Şili: Güney Amerika elemelerinde Brezilya’nın ardından ikinci olarak kupa biletini cebine koyan Kırmızılar için gruptan çıkmak yeterli bir başarı olarak görülebilir. Beşiktaş’lı Rodrigo Tello’nun da Dünya Kupası kadrosunda yer aldığını ekleyelim.
Adam Fawer, Edebiyatın Potansiyel Rock Star’ı
Nisan 10, 2010 Yaşam Yorum Yok
Adam Fawer, gizem denince Türkiye’de akla gelen ilk isimlerden biri olma yolunda haldır haldır koşturuyor.
Dilimize “Olasılıksız” adı ile çevrilen “Improbable”, 2006’da Thriler Writers Award kazandı. Türkiye’de “best seller” gibi bir kavram yok biliyorsunuz, olsaydı, 250.000 adet ile (korsanı saymıyoruz) “çok satan” ödüllerinin en platin plak olanını kapardı mutlaka. “Olasılıksız”dan sonra “Empati”yi yazan bu adam, iki kitapla Türkiye’nin en çok okunan yazarlarından biri haline geldi.
Ekonomi okumuş, edebiyatla alakası olmayan, kendi deyimiyle “ben bir matematik insanıyım ve bundan önce yazdığım en uzun şey bir elektronik postaydı” diyen mülayim bir adam kendisi.
“Olasılıksız”, Dan Brown’ı çok sevmemize sebep olan “harika bir kurgu içinde verilen kompleks ve ilginç bilgiler” formülünü kullanıyor. Matematik yeteneğini de hikayede kolaylıkla görebiliyoruz.
Fawer, korneasındaki bir rahatsızlık sebebi ile çocukluğunda görme özürlüymüş. O sırada onu hayata bağlayan tek şey, görme özürlüler için hazırlanan sesli romanlarmış. 16 yaşında sağlığına tekrar kavuşmuş. Ekonomi okuyup, About.com’da patron olup, çuvalla para kazanırken, üniversiteden bir arkadaşının kanser olduğunu öğrenmiş. İşinden ayrılmış, kanser hastası dostu Stephanie ile bir anlaşma yapmış ve birlikte ilk romanlarını yazmaya karar vermişler. Fawer romanını Kasım 2003’te bitirmiş.
Şimdilik kendi ülkesi Amerika’da pek ilgi görmüyor, hatta “Empati” henüz orada basılmadı. En çok Türkiye, Japonya ve Almanya’da okunuyor. Üçüncü kitabını da bitirdi ama henüz hakkında ser veriyor sır vermiyor. Henüz okumadıysan ve Dan Brown, biraz da Stephen King seviyorsan, ısrarla tavsiye ederiz.
Pi Sayısında Rekor Basamak Değerine Ulaşıldı
Ocak 8, 2010 Yaşam Yorum Yok
Bir bilgisayar uzmanı, masaüstü bilgisayarını kullanarak Pi sayısında rekor basamak değerine ulaştı.
Fabrice Bellard isimli bir bilgisayar uzmanı, bir türlü tam olarak hesaplanamayan Pi sayısını bulduğunu ileri sürdü. Bellard, yeni bulunan pi sayısını bir önceki kayıtlarda yer alan Pi sayının değerine göre tam 123 milyar basamak daha fazla hesapladı.
Bu işlem için bir masaüstü bilgisayar kullanan Bellard, pi sayısını bulabilmek için bilgisayarın tam 131 gün boyunca işlem yaptığını ve hesaplama için 1 Terabyte’tan fazla depolama alanına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Daha önceki kayıtlara göre Pi sayısında daha kesin bir sonuca ulaştığını ileri süren Bellard, geliştirdiği yeni yöntemin bir öncekilere göre 20 kat daha etkili olduğuna dikkat çekti.
Daha önce bir süperbilgisayarın hesapladığı 2.5 trilyon basamaklı olan pi sayısının basamak sayısını 124 milyar daha arttırarak 2.7 trilyona yakın basamağa sahip bir Pi sayısı elde eden Bellard, bu işlemin sadece normal bir bilgisayar aracılığıyla da yapılabileceğine vurgu yaptı.
Daha önce de 2.6 trilyon basamak sayısında olan Pi sayısını bulan Japonya’nın Tsukuba Üniversitesi’nden Daisuke Takahashi, bu rakamı bulmak için süperbilgisayarıyla sadece 29 saat harcamıştı.
Merak Edilen 25 Soru
Aralık 3, 2009 Yaşam Yorum YokBBC magazine tüm zamanların en iyi sorularını derledi ve yanıtladı. İşte ilk 25 soru!
-Neden kek ve ekmek bayatladığında sertleşir de bisküvi yumuşar?
Bununla ilgili yazılmış çok fazla kitap vardır.Ekmekle ilgili en temel cevap undaki nişasta kristallerinin pişme aşamasında su çekip yumuşamasıdır.Bu yumuşayan nişasta retrogradasyon adı verilen bir kaç günlük süre sonrasında tekrar kristalleşir ve bu da ekmeğin sertleşmesini sağlar. Bisküvilerdeki nişasta da bu aşamadan geçer fakat bisküvide var olan şeker bunu tersine çevirir ve havadan nem alarak bisküvinin yumuşamasını sağlar. Kek ise tarifine bağlı olarak hem sertleşir hem yumuşar.Eğer malzemeleri arasında şeker var ise yumuşaması muhtemeldir.
-Yıldırımdan elektrik akımı üretilebilir mi?
Bu pratik olmamasına rağmen mümkündür ama enerji depolamak bir problem oluşturabilir.
-Müzikte matematik var mıdır
Evet matematikle müzik arasında birçok bağ bulunmaktadır
-Tavuklar neden uçamaz?
Yaban tavukları aslında uçabilir.Diğerleri ise binlerce yıldır boyutları için beslendiklerinden bir ağacın tepesinden atlayıp uçmaktan fazlası için çok ağırlardır.Kanatları daha fazlasını kaldıramayabilir.
-Evrendeki en soğuk yer neresidir?
Evrendeki en soğuk yer yeryüzünden 5000 ışıkyılı uzaklıktaki Boomerang Nebula’da bir toz ve gaz bulutudur. -272(-457.6bir ısısı vardır.
-Suya alerjimiz olabilir mi?
Hayır. Alerjiler, bağışıklık sistemindeki antikorların bu maddeye saldırması sonucu oluşur. Ama suya bağlı olan hiçbir antikor yoktur.
-Kurşun geçirmez cam nasıl yapılır?
Buna kurşuna dayanıklı cam demek daha doğru olur, çünkü bu camlar bir şeyin içine girmesine karşı dayanıklıdır. Ancak aynı yere bir dizi mermi fırlatılması bu camların da kırılmasına yol açacaktır. Bu camlar genelde cam tabakalar arasına deforme olabilen polikarbonat plastik tabakası koyarak yapılır. Merminin etkisiyle dıştaki cam katman kırılır; bu da enerjiyi daha geniş bir alana yayar; böylelikle plastik katman biraz esner ama kırılmaz.
-Tohumlar hangi yöne büyüyeceklerini nasıl bilirler?
Tüm bitkiler yerçekimsel alanın yönünü hisseder ve ona göre kendilerini ayarlarlar. Buna yerçekimine göre hareket etme denir.
-Sumo güreşçileri neden bu kadar şişmandır?
Newton’un ikinci hareket kuralı olan hız= güç/ hacim eşitliğine göre, ne kadar ağır olursanız rakibinizin sizi yerinizden oynatabilmesi için o kadar çok güç kullanması gerekir. En şişman Sumo güreşçisi 267 kiloydu
-Neden yaşlı adamlar saçlarını kaybederken burun kılları çoğalmaya devam eder?
Erkeklerin kelleşmesinin sebebi DHT ya da dihydro testesteron hormonudur. Bunun vücuda çok fazla etkisi vardır ve bunlardan birinin de burun deliklerindeki kılların kaybedilmesini engellemek olduğu düşünülüyor
-Evren neden yapılmıştır?
Bu 21. yüzyılda bilimin karşı karşıya olduğu en büyük sırlardan biridir. Büyük Patlamadan kalan ısı ile ilgili son yapılan araştırmalar atomlardan oluşan maddelerin Evren’deki tüm maddenin sadece yüzde bir veya ikisini oluşturduğunu gösterdi.
-Neden içimize saf oksijen çekersek ölürüz?
Kanımız nefesimizle içimize çektiğimiz oksijeni yakalayıp hemoglobin denen moleküle bağlayarak taşınmasını sağlar. Eğer normal oksijen yoğunluğu daha fazla olan havayı içinize çekerseniz, ciğerlerinizdeki oksijen kanınızın taşıyabileceği miktarın üstüne çıkar. Sonuç olarak açıkta kalan bu oksijen ciğerlerdeki proteinlere yapışır ve merkezi sinir sisteminin çalışmasını önler hatta retinaya saldırır.
-Hapşırırken gözlerimizi kapamazsak gözlerimiz yerinden fırlar mı?
Hayır, birçok nedenden dolayı böyle bir şey olmaz. Öncelikle hapşırmayla ilgili olan burun ve boğazdaki hava deliklerinin hiçbiri gözlerin arkasında bulunan hiçbir şeyle doğrudan bağlantılı değildir. Bunun anlamı da, hapşırma sonucu ortaya çıkan hava basıncı gözlerinizin dışarı fırlamasına neden olmaz
-Sarı arılar bal yapar mı?
Hayır. Yetişkin sarı arılar çiçeklerden balözü alırlar ama bunları bala dönüştürmezler. Bunları yavrularını beslemede kullanırlar
-Neden kafamızı çarptıktan sonra yıldız görürüz?
Aslında gördüğünüz yıldızlar, aynı anda çalışan beynin görme bölümündeki nöronlardır. Bu, ayağa çok hızlı kalktığınız zaman ya da beyninize bir darbe aldığınız zaman oksijen seviyesinin hızlıca değişmesinden dolayı meydana gelir. Kılcal damarlara en yakın nöronlar ilk olarak etkilenir, ancak eğer bu çok hızlı olursa çevre nöronlar da bundan etkilenebilir. Bunun sonucunda beyninizin yıldız olarak algıladığı sinyaller oluşur.
-Soğan neden ağlatır?
Kesilen soğanın dokusu alinaz enzimi salgılar. Bu enzim sülfoksitleri sülfenik aside çevirir. Bu asitler kendiliğinden yeniden şekillenir ve gözyaşlarının oluşmasını sağlayan sin-propanetiyal-S-oksit meydana gelir. Bu, yaklaşık otuz saniye sürer ve kimyasal etkisini beş dakika içinde kaybeder. Gözün ön tabakasında yer alan kornea, dışarıdan gelecek fiziksel ve kimyasal etkilere karşı gözü korur. Bu amaçla kornea üzerinde yüksek duyarlılıkta sinirler bulunur. Korneada ayrıca, gözyaşı bezlerini harekete geçirecek algılayıcılar da vardır. Serbest sinir uçları sin-propanetiyal-S-oksiti algıladıklarında, sinir sistemi harekete geçer ve gözyaşı bezinden salgılanan sıvı ile zararlı madde korneadan temizlenir. Soğanın bu etkisini ortadan kaldırmak için, soymadan önce soğanı ısıtabilir ve enzim aktivitesini bozarak gözlerimizin yaşarmasını engelleyebiliriz.
-Sabunun dış kısmı daima temiz midir?
Kesinlikle hayır. Kullanıldıktan sonra sabunun dış yüzeyinde su,köpük ve kir kalır.Su ve köpük kurur ama kir ordadır.
-Vücudumuzdaki hücrelere öldüğünde ne olur?
Vücudumuzun yüzeyindeki ya da organlarımızın dışındaki hücreler deri yoluyla ve boşaltımla vücuttan atılır. Vücudun içinde kalan ölü hücrelerin bazıları fagositler tarafından temizlenir.Ölü hücrelerden edinilen enerji diğer beyaz hücrelerin üretiminde kullanılır.Bazı ölü hücreler özellikle bırakılır, çünkü bunların vücuttaki görevleri hala bitmemiştir. Örneğin, gözün lensi, deri, tırnak gibi dokular da ölü hücrelerden oluşur ama bunlar beden için gerekli olduğu için yok edilmezler.
-Örümcekler kendi ağlarına neden yakalanmaz?
Örümcekler, kendi ağlarına kolay kolay yakalanmaz, bunu iki şekilde başarır. Birincisi, avı için ördüğü ağda ayrıca sadece kendisinin üzerinde hareket edebileceği yapışkan olmayan özel ulaşım iplikleri vardır, örümcek bunları tanır. İkincisi, ağız kısmındaki bir salgı bezinde ürettiği salgı ile sürekli ayaklarını yağlı tutar ve böylece yanlışlıkla tuzak ağına düştüğünde kendisini kurtarabilir. Fakat ürkütüldüğünde nadiren kendi ağına takılıp diğer örümceklere de yem olabilir
-Solak insanlar daha etraflıca mı düşünür?
Hayır, sağ el ya da sol elini kullananlar arasında böyle bir yetenek farklılığı olduğunu öne süren bir çalışma yoktur.
-Renk körlüğü düzeltilebilir mi?
Hayır.Renk körlüğünün nedeni, kalıtım yoluyla aktarılan, gözdeki renk duyarlı protein kodunu sağlayan gendeki kusurdur.
-Kafanızın büyüklüğü IQ’nuzu etkiler mi?
Hayır. 1998′de yapılan bir çalışma kafanın büyüklüğüyle beynin büyüklüğü arasından bir bağlantı olduğu sonucunu ortaya çıkarmıştır fakat, IQ’nun boyutla bir ilgisi yoktur en azından genç ve sağlıklı yetişkinlerde.
-GPS sağlayıcılı bir cep telefonunuz varsa hükümet sizi takip edebilir mi?
Evet, eger cep telefonunuzun GPS’i varsa bulunduğunuz yer operatöre bildirilir fakat telefonunuzun açık olması koşulu ile.
-Kuşların kanatları nasıl su geçirmez olabilir?
Kuşun karnındaki tüylerle, kanat ve kuyruk tüyleri birbirinin aynı değildir.Kuyruk tüylerinin altında salgı bezleri bulunur. Çoğunun salgı bezleri yağ içerir. Kuyruk tüylerinin altında gizli olan yağ sıradan bir madde değildir. Aksine bu salgı son derece gelişmiş bir dezenfektandır. Bu dezenfektan kuşun tüylerinde bakteri ve mantar üremesini engeller. Ancak etkili olabilmesi için bu yağın tüm tüylere yayılması gerekir. İşte kuşlar da her fırsatta titiz bir çalışmayla tüm tüylerini yağlar. Yalnızca yağlamakla kalmazlar, tüylerinin bakımı için dikkatli bir temizlik ve düzenleme de yaparlar. Yaşamaları için gerekli olan bu çalışmayı gagalarıyla yaparlar. Gagaları ile aldıkları yağı, tüylerinin temizliğinde kullanan kuşlar, bu sayede tüylerinin esnekliğini de korur ve su geçirmesini engeller.
-Burnunuzu çarptığınızda neden gözleriniz yaşarır?
Burun yumuşak ve hassastır ve geniz yolu gözlere gözyaşı kanalı ile bağlıdır.Normalde bu lakrimal sıvı(gözyaşı) burun yoluyla drenaj sağlar. Ama burunda toplanan bu sıvı yeterli olduğunda burunun akışı normal boşaltma yolunu engelleyebilir gidecek hiçbir yeri olmadağı için gözyaşları akar.
Bilimsel Efsaneler
Ekim 31, 2009 Yaşam Yorum Yok
Çin Seddi uzaydan görünür mü? Beynimizin sadece %10’unu mu kullanıyoruz? Esnemek bulaşıcı mıdır? Kediler dört ayak üzerine mi düşerler? Her şeyin olduğu gibi efsanelerin de bilimsel bir açıklaması var.
Su, kuzey yarımkürede ayrı, güney yarımkürede ayrı yönlerde mi döner?
Giderinden girdap oluştura oluştura akan suyun, kuzey yarımkürede ayrı yönde, güney yarımkürede ayrı yönde döndüğü sanılır, bu da dünyanın dönüş hızına bağlanır. Oysa dünyanın dönüş hızı, suyun yönünü etkileyecek kadar hızlı değildir. Lavabonun yapısına göre yan yana duran iki giderden akan suyu bile ters yönlere döndürebilirsiniz.
İnsan, beyninin sadece %10’unu mu kullanır?
Bilim adamlarını övmek için gazetelerin uydurduğu bir bilgi olmalı. İnsan uyurken bile beyninin büyük kısmı aktiftir. “İnsanlar, beyinlerinin olası potansiyelinin %10’unu kullanıyorlar” deselerdi belki bu kadar saçma olmazdı, beynimizin gerçek potansiyeli hakkında hiçbir fikrimiz yok. Ancak insan beyninin her kıvrımı aktif olarak çalışır. İnanmıyorsanız MR’a girin, rengârenk sonuçları kendiniz görün.
Bir gökdelenin tepesinden bırakılan bozuk para, birini öldürebilir mi?
Eğer kötü bir niyetiniz varsa, bozuk para seçmemenizi öneririz. Aerodinamiklikle alakası olmayan biçimini ve pütürlü yüzeyini düşünürsek, Petronas Kuleleri’nin tepesinden bile bıraksanız, evinizin penceresinden aşağı bırakmanızdan bir farkı olmaz.
Yetişkinler, yeni beyin hücresi üretirler mi?
Denir ki; 20’li yaşlardan sonra beyin, yeni hücre üretmez, cepten yer, bu yüzden de yaşlandıkça unutkanlaşırmışız. Gerçekten de beynin gelişiminin en hızlı olduğu dönem çocukluk, ancak ondan sonra da beyin hiç durmadan yenilenmeye devam ediyor. Annelerin, çocukları kafalarını bir yerlere çarptığında aptal olacaklar diye endişelenmelerine gerek kalmadı.
Böcekler kafaları kesildikten sonra da yaşayabilir mi?
Evet, böcekler kafaları olmadan, açlıktan ölene kadar yaşayabilir. Ama sadece onlar değil, tavuklar da. Tavukların kafaları olmasa da merkezi sinir sistemleri yaşamalarına izin verir. Açlıktan ölene kadar ortada gezinmeye devam ederler. Kuş beyinli işte.
Tavuk suyuna çorba, soğuk algınlığına iyi gelir mi?
“İyi gelmek”ten kasıt “iyileştirmek”se, o biraz zor. Ama kastedilen şey “kendini iyi hissettirmek”se, o olabilir. Tavuk suyunun, boğaz ağrılarını rahatlattığı biliniyor. Üstelik sıcak. Üstelik lezzetli. Neden olmasın?
Esnemek bulaşıcı mıdır?
Bu konuda hâlâ kesin bilimsel bir veri yok ama şempanzeler bile, birbirlerini esnerken görürse esnemeye başlıyor. Tamamen psikolojik olmakla birlikte, bu satırları okurken bile esnenmeye başlandığını biliyoruz.
Hayvanlar, afetleri önceden sezer mi?
Hayvanların böyle bir yeteneği olduğuna dair hiçbir bilimsel veri yok. En azından bir altıncı hisleri yok. Ancak bizim duymadığımız frekanslardaki sesleri duyuyor olabilirler.
Bir çiklet yutarsanız, 7 yıl boyunca midenizde kalır mı?
Doğal gıdaları sindirmekten daha zorsa da çikletlerin mideniz tarafından böyle özel bir muameleye tabi tutulduğu doğru değil. Bu düşüncenin, yapış yapış bir şeyi yutmayalım diye annelerimiz tarafından uydurulduğuna eminiz.
Çin Seddi, uzaydan görülebilen insan yapımı tek yapı mıdır?
Daha atmosferden çıkmadan önce görülebildiği doğru. Ancak o yükseklikte mistik olmak istersek piramitleri, sıradan olmak istersek havaalanlarını da görebiliriz. Mesela aydan bakarsanız hiçbir şey göremezsiniz.
Aynı yere iki kere yıldırım düşer mi?
Yıldırım, yüksek yerlere düşer, yani etrafta yüksek olan tek bir yer varsa oraya defalarca yıldırım düşebilir. Mesela Empire State binasına yılda ortalama 25 kere yıldırım düşüyor.
Kediler daima dört ayak üzerine mi düşer?
Kediler gerçekten de çoğunlukla nazikçe yere inerler. Ancak her zaman değil! Düşme açısı önemlidir. Yani kedi bilinçli olarak atlarsa başına hiçbir şey gelmez, ancak ayağı kaydıysa, yani kazayla düştüyse yere dengesiz düşme ihtimali vardır. Genel kanı olan “ne kadar yüksekten düşerse o kadar iyi” düşüncesi de doğru. Yani ikinci kattan kötü bir açıda düşen kedinin dört ayak üstüne inme şansı, altıncı kattan kayarak düşen bir kedinin dört ayak üstüne inme şansından az, yükseklik, yani artan serbest düşüş süresi, kediye toparlanıp dengesini kurmak için zaman sağlıyor. Ancak bu, gökdelenden düşen kedi de dört ayak üstüne düşecek demek değil.
Öldükten sonra saçlarımız ve tırnaklarımız uzamaya devam eder mi?
Etmezler. Ancak vücudumuz su kaybettiği, yani büzüştüğü için tırnakların kökünü kaplayan etler bir miktar çekilebilir. Bu da sanki tırnak uzamış gibi görünmesine yol açar.




