delete

e=m×c²!

e=m×c²!Albert Einstein, genel görelilik ya da eski adıyla izafiyet kuramını 1915 Kasım’ında açıkladı. Tabii biz de bu yıl dönümünü fırsat bilip tarih boyunca hiçbir bilim adamının ulaşamadığı bir üne ulaşan, popüler kültürde adı deha ile aynı anlama gelen bu kocaman dilli önemli bilim adamını size tanıtmaya karar verdik.

Albert Einstein, 14 Mart 1879’da Almanya’nın Ulm kentinde doğdu. Eğitiminin ilk zamanlarında çok parlak bir öğrenci olmadığı, özellikle sosyal yönünün zayıflığı nedeniyle zorluk yaşadığı söylenir. Zürih Politeknik Üniversitesi’nde eğitim görürken dönemin en büyük bilimadamlarının eserlerini okuyarak kafasındaki soruların cevaplarını bulmaya başladı. İsviçre vatandaşı oldu ve hem çalışıp hem bilimsel araştırmalar yapmaya devam etti. 1905 yılında bir Alman bilim dergisinde incelemeleri yayımlandı. Bu yazılardan biri foton ismi verilen maddenin varlığıyla ilgiliydi ki bu kuantum fiziğinin temelini oluşturur. Yazılardan bir diğerinde ise uzay ve zaman kavramları arasındaki ilişkiye yeni bir boyut getirdi ve görelilik kavramını yeniden açıkladı. Son incelemede ise e=mc² formülü geldi.

Bu incelemeleriyle bilim çevrelerinin dikkatini çeken fizikçi, Zürih’te ve Prag’daki bazı üniversitelerde görev yaptıktan sonra yine Zürih’teki Berli Kaiser-Wilhelm Enstitüsü’nde profesörlük yapmaya başladı. Onun öğrencisi olma şansını yakalayanlar durumlarının farkında mıydılar bilmiyoruz tabii. Hitler iktidara gelince ortalık karıştı ve Einstein da 1933 yılında Almanya’dan ayrıldı.

e=m×c²!Avrupa’daki çeşitli şehirlerde bulunduktan sonra Amerika’ya gitti ve Princeton’daki Institute for Advanced Study’deki profesörlük kürsüsünü kabul etti. Bu arada Amerikan vatandaşı oldu. 18 Nisan 1955’te, 76 yaşındayken öldü.

Teorik fizikçi Einstein, genellikle 20. yüzyılın en önemli bilim adamı sayılır. Görelilik teoremini bulması dışında kuantum mekaniğinin gelişmesinde de büyük rol oynadı dediğimiz gibi. 1905’te gerçekleştirdiği “fotoelektrik olay” denilen fenomeni açıklayan çalışmaları ve fizik bilimine yaptığı genel katkılar sebebiyle 1921’de Nobel Fizik Ödülü’nü aldı.

Üç boyutlu dünyamızda zamanın dördüncü boyut olduğunu söyleyen Albert amca, hayal gücünün bilgiden daha önemli olduğunu söylediği ünlü vecizesiyle de hayatlarımıza nüfuz etmiştir. Bir de insanların ön yargılarını kırmanın atomu parçalamaktan daha zor olduğunu söylediği için psikoloji bilmine de ilgisi olduğunu tahmin ediyoruz. Sosyoloji ile ilgisini ise The World As I See It isimli kitabı yazarak ortaya koydu zaten.

e=m×c²!Time dergisinin yüzyılın insanı seçtiği Einstein, beyninin normalden daha fazla çalıştığı şeklindeki açıklamalara karşın dört yaşındayken konuşmaya başladı. Böylelikle, çocukları üç yaşına gelip de henüz konuşamayan ebeveynlere önemli bir teselli kaynağı da oluyor kendisi. Adam her şeyiyle insanlığa yararlı.

Roosevelt’e Almanlar’ın atom bombası imal ettiklerini söylediği bir mektup yazdığı için dünyanın bir parçasının yok olmasına sebep olan utanç kaynağının yaratılmasına dolaylı olarak katkıda bulunmuş olduğu söylenir ama aslı yoktur, mektup uyarı amaçlıdır. Günümüzün ünlü fizikçisi Stephen Hawking, “Atom bombası için Einstein’ı suçlamak, yerçekimi nedeniyle düşen uçaklar yüzünden Newton’u suçlamaya benzer” diyerek konu hakkındaki fikrini belirtmiştir. Zaten Einstein Nazi anlayışına karşı verdiği mücadele ve nükleer silahların yapımına karşı tutumu ile de barışçıl tarafını ortaya koymuştu.

İki kere evlenmiş olan ve bazen yemek yemeyi unuttuğu söylenen Einstein, kendisine önerilen İsrail Cumhurbaşkanlığı’nı da reddetmiş bir kişilik. Müziğe olan merakı onu keman çalmaya yöneltmişti. Öldükten sonra vücudu yakılmıştı yakılmasına ama beyni incelenmek üzere ayrılmıştı. Normal bir beyinden çok fazla değişik olmadığı açıklandı ama yine de bazı hücre oranlarında farklılık ve loblarında sıra dışı oyuklar olduğu söylendi.

Einstein, ışık hızından hızlı gidebilen bir şeyin zamanda yolculuk yapabileceğini ancak ne yazık ki hiçbir şeyin de ışıktan daha yüksek bir hıza ulaşamayacağını, dolayısıyla zamanda yolculuk yapılamayacağını söyledi.

2005 yılı Almanya’da Einstein yılı olarak kutlanıyor.

Son olarak ise yine kendi özlü sözlerinden birini kullanalım: “İki şey sonsuzdur: insanlığın aptallığı ve kainat. Ama ikincisinden o kadar da emin değilim…”

delete

Telefona Android Kaçtı

Telefona Android kaçtıCep telefonu işletim sistemi olarak Sybian ve Windows Mobile kullanmak, kremalı bisküvi yok diye pötiböre razı olmaya benziyor. İşte karşınızda cep telefonlarının kremalı bisküvisi; Android! Android’in sadece Smartphone’larda değil, dizüstü bilgisayarlarda da kullanılmaya başlaması ile mobil işletim sistemi olarak hayatımıza girmesi an meselesi.

Android de nesi?

Peki bu Android ne menem bir şey? Robot dostumuz, Linux üzerine geliştirilen bir işletim sistemi ve arkasında Google desteği var. Linux’un açık bir kaynak kodu olduğunu biliyorsunuzdur. Android de 2008’den beri açık kaynak kodlu. Açık kaynak kodu, yazılım geliştirmek isteyenler için Java’yla at koşturabilme imkânı, işletim sisteminde uçsuz bucaksız bir gelişme potansiyeli sağlıyor.

Cep telefonlarında Nokia saltanatını göz önünde bulundurursak, Symbian işletim sisteminin dünya lideri olduğunu tahmin etmek zor değil. Android’in kullanım oranı, 2009’da %1’den %3’e yükseldi. Bunun anlamı şu, 2012’de %14.5 kullanım oranı ile mobil işletim sistemi pazarının ikincisi olacak. Yani 2012’de ilk beş; Symbian, Android, Mac OS (yani iPhone), Windows Mobile ve Blackberry OS olacak. Google’ın söylediğine göre günde Andoid yüklü 60.000 telefon satılıyor ve 2012’de 32 milyon Android’li mobil cihaz kullanılıyor olacak.

Telefona Android kaçtıAlışveriş kolik Google

Bizim köşedeki ocak başını bile satın alsa şaşırmayacağımız Google, 2005’te Android adlı bir yazılım firmasını satın aldı. 2007’de kurduğu Open Handset Alliance adlı konsorsiyuma HTC, Intel, Motorola ve Samsung katılınca; dünya, Google’ın mobil iletişim pazarına girmeye hazırlandığına emin oldu. O sırada bilmediğimiz şey, Nvidia’nın da grubun bir üyesi olduğu ve bu sayede sadece küçük ekranlı Smartphone’lar değil, dizüstü makinelerde de Android kullanabileceğimizdi.

Android’li cihazlar, alıştığımız bütün cep telefonu özelliklerine sahip. Avantajı, bunun üzerine ekledikleri. OpenGL desteği ile üç boyutlu grafikleri tarayabiliyor. İnternet tarayıcısı olarak, Google Chrome’da kullanılan altyapıya sahip. iPhone’daki gibi çoklu dokunmatik ekranları çalıştırabiliyor. Yine iPhone’daki gibi, video formatı olarak MP4 destekliyor.

Telefona Android kaçtıGoogle’ın derdi ne?

Google’ın kendi işletim sistemini yaratmasının asıl sebebi, kendi servislerini her telefona uygun hale getirmeye zahmet etmemesi. Gtalk, takvim, translate, Maps türü servisler, Android’in içinde geliyor ve yüklü her telefonda kusursuz çalışıyor. Arama fonksiyonu ise masaüstünüzde bulunuyor. Yani aslına bakarsanız, Google’ın tekel olma isteğinin sonucu. Ama versiyon isimleri o kadar sevimli ki, kızamıyorsunuz (Cupcake, donut, ekler…)

Android aplikasyonları henüz iPhone’unkiler kadar yaygın değil ama Facebook, MySpace, Meebo, imeem, Twitter, Qik, Shazam gibi popüler aplikasyonlar hemen yerini aldı. Google da, tüm gücüyle temel servislerinden hayvanca-insanca sözlük gibi fantastik uygulamalara kadar çeşitli Android aplikasyonları yazıyor.

İçine Android kaçmış cihazlar

Öncelik tabii ki Google’ın kendi cihazı Nexus One’da(Ocak 2010’da çıkan telefon, iPhone gibi kapasitif, yani en hassas dokunmatik ekran teknolojisine sahip. 5 megapiksel kemaralı, 720p HD video oynatıyor ancak dahili hafızası sadece 512 MB. CNET’e göre, iPhone ile yarışabilecek tek smartphone.

HTC Hero, Samsung Galaxy, Motorola Milestone ve ilk Android işletim sistemli dizüstü bilgisayar Acer Aspire One D250, şimdilik içine robot kaçan cihazlar içinde en çok göze çarpanlar.

delete

“Çekici” Bir Malzeme: Mıknatıs

“Çekici” bir malzeme:  MıknatısDemir, nikel, çelik gibi bazı metalleri kendine çeken, bunu da manyetik kutup özelliği sayesinde yapabilen maddeye mıknatıs denmiş. Manyetik alana sahip materyale mıknatıs denir yani. O da özünde bir metaldir ve çoğunlukla “U” harfi şeklinde biçimlendirilmiştir. İki ucu, diğer bir deyişle iki kutbu, manyetik bir itme ve çekme gücüne sahiptir.

Aslında her şeyin kendine göre bir çekilme yetisi vardır. Demirinki çok yüksekken, sıvı oksijeninki çok düşüktür örneğin. Su bile manyetik alan tarafından hareketlendirilebilir.

Bahsettiğimiz bu manyetik çekiş ve itiş gücüne doğal olarak sahip bulunan tiptekilere tabii ya da doğal mıknatıs, sonradan kazandırılan güçlerle bu hale gelmiş olanlara suni ya da yapay mıknatıs, ham demirden bir parçanın çevresine sarılmış selenoit isimli geçirgen bir madde yardımıyla elektrik akımı geçiren ve bu şekilde mıknatıs özelliği kazanmış olanlara da elektromıknatıs denir. Elektromıknatıs geçici, diğer ikisi ise kalıcı mıknatıs özelliğine sahiptir.

“Magnetit” olarak bilinen ve kimyasal açılımı Fe3O4 olan demir cevheri, magnetik özellikler taşır. Mıknatıs taşı denen ve doğal olarak çekim gücüne sahip olan cevher de mıknatıs yapımında kullanılır. Ancak bunu çokça bulmak mümkün değildir.

Manyetik alanın birimi ‘tesla’, manyetik alanın çekim gücü birimi ise ‘weber’dir.

İsim kökeni ve kısa tarihi

Mıknatıs sözcüğünün kökeninin bizim topraklardan geldiğine dair bir bilgi var: İngilizce ‘magnet’ kelimesi, mıknatıs maddesinin çok bulunduğu Manisa, eski adıyla Magnesia’dan türemiş. Bir diğer bilgi de Latin kökenli ‘manyes’ kelimesinin ‘manyesia’ya dönüşmesi ve İngilizce ‘magnet’ e dönüşmüş olduğudur.

“Çekici” bir malzeme: MıknatısMıknatıs kullanarak ilk kez pusula yapan millet kimilerine göre Araplar olmasına rağmen, çoğu tarihçi Çinliler üzerinde duruyor. Mıknatıs taşının tahta üzerine yerleştirilip su dolu bir kaba bırakıldığında kuzey – güney doğrultusunu işaret ettiğini nasıl buldular, onu bilemiyoruz tabii ki. Bildiğimiz, onları Yunanlıların takip ettiği. Ünlü filozof ve bilim adamı Tales, magnetizma konusunda o zamana kadarki en ciddi araştırmaları yapmış ve bulduklarını aktarmış. İngiliz bilim insanı William Gilbert de “De Magnete” isimli kitabında dünyanın küresel bir mıknatıs olduğunu açıklamış. Buna göre, elimizdeki pusula doğal olarak yerkürenin manyetik kutbunu işaret ediyor.

Elektrik ile magnetizma arasındaki ilişki tabii ki bundan çok uzun zaman sonra ortaya çıkarılabilmiş. 1819’da, Danimarkalı profesör Hans Christian Oersted, bir derste uyguladığı deneyde, elektrik devresinin açılma ve kapanması ile yakında bulunan pusulanın iğnesinin saptığını görmüş. Araştırmasını bu yönde geliştirince, bir mıknatısın yanındaki telin içinden akım geçirildiğinde mıknatısın teli hareket ettirdiğini gözlemiş. Böylece elektrik ile magnetizma arasındaki ilişki kanıtlanmış. Andre Marie Ampere, Dominique François Arago, Georg Simon Ohm, Michael Faraday gibi ünlü bilimciler, bu konudaki bulguları gitgide daha da geliştirmişler. Elektrik ve magnetizma arasındaki çalışmaları o zaman için en üst düzeye çıkaran bilim adamı ise James Clerk Maxwell olmuş.

“Çekici” bir malzeme: Mıknatısİşin tekniği

Mıknatıs kutuplarını belirlemek için kuzey ve güney ifadeleri kullanılır. Bu aslında yerkürenin manyetik alanı ile benzeşir. Yerküreyi bir mıknatıs gibi düşünürsek, Kuzey Kutbu tarafındaki manyetik kutup güney, Güney Kutbu tarafındaki manyetik kutup ise kuzey olur. Bu tersliği özellikle vurgulayalım. Kendi haline bırakılan bir mıknatıs gidip kuzey-güney yönünü bulacaktır. Kuzey Kutbu’nu gösteren tarafı pozitif kutup, Güney Kutbu’na dönük tarafı ise negatif kutup olarak adlandırılır. Zıt kutuplar birbirini çekerken, aynı kutuplar itme eğilimi gösterirler.

Elimize bir çubuk mıknatıs alıp onu bir şekilde ikiye bölebilirsek, ayrı iki mıknatıs elde ederiz ve onun da aynı şekilde kutupları olur. Bu iki kutbun çekim gücü de birbirine eşit. Zaten kutup dediğimiz kısımlar, atomların diziliminden ötürü, manyetik alanın en güçlü olduğu yerler.

Bilimsel adı manyetit olan doğal mıknatıs, kristal yapılı bir demir cevheridir. Manyetik kutup özelliği taşıyan nikel, kobalt gibi özel maddeler çeşitli şekilde bildiğimiz mıknatıs haline getirilebilir: Var olan bir mıknatıs ile temas ettirilebilir veya yerkürenin manyetik meridyenine paralel bir şekilde yerleştirilip sert bir darbe uygulanabilir.

Bütün maddeler, proton, nötron, elektron gibi parçacıklardan oluşur. Bunlar en basit ifadeyle kendi kendilerine dönerler ve bu da onlara bir manyetik alan gücü kazandırır. Bu mantıkla, tüm maddelerin manyetik olması gerekir ama güçleri farklıdır. Bunun sebebi de parçacıkların dizilimidir. Örneğin eğer parçacıklar çok sık dizilmişse, her biri bir diğerinin manyetik alanını ortadan kaldırır. Mıknatısta bu dizilim en yüksek çekimi oluşturacak biçimdedir.

Elektronlar manyetik alan oluşturma işinde çok başarılıdır. Bir atom içinde, elektronlar yörüngelere dizilmiş çiftler halinde ya da tek tek bulunabilir. Çift halinde iseler, dönüş yönleri birbirine terstir. Bazı atomlarda da çift olmayan elektronlar bulunur. Tüm mıknatıslar çift olmayan elektronlara sahiptir ama çift elektronlu tüm atomlar manyetik olmayabilir.

“Çekici” bir malzeme: MıknatısElektromıknatıs yapmak için yalıtılmış çok ince kablolar ham demire sarılır ve kablolardan elektrik akımı geçirilir. Elektrik akımı kesildiğinde, mıknatıs özelliği de kaybolur. Manyetik alanlar, elektrik akımları sayesinde oluşur. Akım taşıyan tek bir telin çekim gücü az olacağı için, bobin denen makara etrafına bir çok tel sarılır ve çekim alanı böylece güçlendirilir. Bakın şurada minik bir elektromıknatıs yapmanın en basit yolu anlatılmış.

Mıknatısla ilgili diğer bazı bilgiler

Mıknatısın kullanıldığı başlıca yerlere bakacak olursak, pusula, bildiğimiz VHS videolar, kasetler, bilgisayarların içindeki floppy diskler ve hard diskler, kredi ve ATM kartları, televizyon ve bilgisayar monitörleri, kapı zili, hoparlör ve mikrofonlar, elektrikli motor ve jeneratörler, transformatörler öne çıkıyor. Dikiş makinelerini de unutmayalım; yere saçılan bin tane toplu iğneyi en ufak hasarla toplamanın tek yolu mıknatıs değilse nedir? Bir de buzdolabı kapaklarının üstüne yapıştırılan süsler var tabii.

Eğer canınız bir mıknatısı bozmak istiyorsa, çok fazla ısıtın, mıknatısları birbirine vurun ya da mıknatısın üzerine ağır bir şeyle darbeler indirin cialis auf rezept. Canınız kıymetli elektronik cihazlarınızı bozmak istiyorsa da yanlarına bolca mıknatıs yerleştirin.

delete

SMS Neden 160 Karakter?

1970’lerden kalma teknik bir sınır veya GSM şebekesindeki bir problem yüzünden mi? Hayır. Alman bir ahbabın keyfi öyle istedi diye.

Friedhelm Hillebrand, Bonn’daki evindeki daktiloyla, aklına gelen sıradan soruları veya tesadüfi cümleleri bir kağıda yazıyordu. Hillebrand, noktalama işaretleri ve boşlukları da sayarak, anlatmak istediği her şey için 160 karakterin yeterli olduğunu gördü. Yıllardan 1985’ti. Daha ‘slm’ ve ‘lol’ icat edilmemişken bunu nasıl başardı acaba?

Hillebrand ve bir grup iletişim uzmanı, mobil cihazlardaki metin mesajlarının standartlarını belirlemeye çalışıyordu. Üstelik kimsenin bir harf yazmak için aynı tuşa bazen dört kez basmak zorunda kalmayı kabullenmeyeceğini, kısaca zaten kimsenin SMS göndermeyeceği düşünülüyordu. 160 karakter, hiçbir tüketici araştırması yapılmadan, 1986’da standart hale geldi.

Zaten genellikle araba telefonundan ibaret mobil cihazların bant genişliği o kadar azdı ki, mesajlar ne kadar kısa olursa o kadar iyiydi. Bu sınırlama, yeni bir bant yaratmak yerine, cihazların sinyal gücünü kontrol ettiği frekansa bu mesajları sıkıştırıvermeyi düşünen üreticilerin de işine gelmişti.

Bugün sıradan bir kullanıcı, ayda 357 SMS gönderiyor. Belki şöyle adam gibi bir uzunluğa izin verilseydi, yarısı ile yırtardık!

Hillebrand, şimdi multimedyalı mesajların bir standarta oturtulması için uğraşıyor. Muhtemelen 160kb’lık bir standarta!

delete

PlayStation 4 Geliyor

PlayStation 4 için söylentiler çıkmaya başladı. PS3’lerde kullanılan CELL işlemciler PS4’te kullanılmayacak. Intel veya IBM’in geliştirmiş olduğu işlemcilerin kullanılacağı söylentiler arasında. PS4’te en az maliyetli işlemcinin kullanılması öngörülüyor.

Yeni PS4’ün işlemcileri 6 veya 8 çekirdekli olacak. L3 önbellekleri ise 24 mb ve 32 mb olacak. Her çekirdek aynı esnada 4 komutu birden çalıştırabilecek kapasiteye sahip olacak.

Yeni PS4 2012 yılında piyasaya çıkması bekleniyor.



Gürsoy Azerbaycan Kargo | Gürsoylar