Leylâ ile Mecnun

Yazar: Erdem Gürsoy - 21 Kasım 2009 - Kategori: Hikaye

Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla’nın annesi öğrenir. Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez. Kays okulda Leyla’ yı göremeyince üzüntüden çılgına döner, başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar.

Mecnun’ un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla’yı isterse de Mecnun (deli, çılgın) oldu diye Leyla’ yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun’ u çölde bulur. Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ’ yı tanımaz. Babası Mecnûn’ u iyileşmesi için Kâbe’ ye götürür. Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn, kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder:

“Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni.”

Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar.Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir.

Bir zaman sonra âilesi, Leylâ’ yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm’ ı vuslatından uzak tutmayı başarır.

Mecnûn, çölde, Leylâ’ nın evlendiğini arkadaşı Zeyd’ den işitince çok üzülür. Leylâ’ ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn’ a anlatır. Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder.

Bir müddet sonra Mecnûn’ un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner. Bir çok tereddütten sonra her şeyi göze alarak, Mecnûn’ u çölde aramaya başlar. Fakat Mecnûn, dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ’nın maddî varlığını unutmuştur. Leylâ, çölde Mecnûn’ u bulduğu hâlde, Mecnûn onu tanımaz. Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp yataklara düşer. Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn, Leylâ’ nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler;

“Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez
Cânânsuz cihân gerekmez.”

Der, kabri kucaklayarak ölür.

Bir müddet sonra Mecnûn’ un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında, Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir? diye sorunca, derler ki: “Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ’ dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular.”

Facebook'ta Paylaş

Baba Sabrı

Yazar: Erdem Gürsoy - 21 Kasım 2009 - Kategori: Hikaye

Bir gün 85 yaşında bir baba ile onun 45 yaşlarında ki oğlu oturup sohbet ettikten sonra kısa bir sessizlik oldu oğlu babasıyla tam vedelaşmak isteyeceği sırada camın kenarına bir karga konar baba oğluna bu ne? diye sorar.Oğlu cevap verir karga der.Baba tekrar sorar bu ne? Oğlu cevap verir karga der.Baba üçüncü kez sorar bu ne diye?Oğlu biraz sinirlenerek cevap verir.Baba sen benim sabrımı mı sınıyorsun kaç kere söyliyecem karga .Baba gülümseyerek yerinden kalkar geri döndüğünde elinde bir hatıra defteri vardır yerine oturur defteri karıştırır ve aradığı yeri bulur, oğluna uzaltır.Oğluna burayı yüksek ses ile okumasını ister oğlu başlar okumaya .

Defterde şunlar yazıyordu .Oğlum üç yaşında her şeyi soruyor ve öğreniyor.Dün evin camının kenarına konan kargayı bana tam 28 kez sordu ben hiç sinirlenmeden ona sevgiyle ve SABIR ile onun bir karga olduğunu söyledim çünkü sevgi ve SABIR herşeyin başında gelir…

Facebook'ta Paylaş

Sır Saklamak

Yazar: Erdem Gürsoy - 21 Ekim 2009 - Kategori: Hikaye

Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- Sen sır saklamasını bilir misin? diye sormuş.

Vezir, Yavuzdan cevap alacağı ümidiyle:
-Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Sultan Yavuz cevabı yapıştırmış:
-Ben de bilirim.

Facebook'ta Paylaş

Kelebek ve Papatya

Yazar: Erdem Gürsoy - 21 Ekim 2009 - Kategori: Hikaye

Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. ıçinden “Ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş.Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.”Merhaba” demiş papatyaya, “sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.”. Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve “Merhaba” demiş, “bende yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.”.

Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.Papatyada ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edipte bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatyada kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana, ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve “Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek” demiş.
Papatya buna bir anlam vermemiş. “Neden” demiş. “Yoksa benim yanımda mutsuz musun?”. “Hayır” demiş kelebek. “Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.”Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya “Seni seviyorum” diyebilmiş ancak.
Papatya donakalmış. Sadece “Bende…” diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. ıçinden “Keşke onunda beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.”diye geçirmiş. Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış.
Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış.Her düşen yaprakta papatya, içinden “seviyormuş” diye geçirmiş.İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş; seviyor mu? Sevmiyor mu diye…

Facebook'ta Paylaş

Yaşanmış bi Hikaye…

Yazar: Erdem Gürsoy - 21 Ekim 2009 - Kategori: Hikaye

Bir sabah okula her zaman geç kalan öğrenci yine geç kalıyor.Tahtada bir soru. Öğretmen bütün verdiği ödevleri tahtaya soru olarak yazdığı içinde öğrenci bu soruyu ödev sanarak bir kağıda yazıyor ve sırasına geçiyor.Eve gidiyor.Ödev aklına geliyor ve sorunun önüne geçiyor.Soruya yaklaşık 1-2 saatini veriyor ama yapamıyor en iyisi ben bu ödevi yarın sağlam kafayla yapayım diyor ve oyun oynamaya gidiyor.Ertesi gün geliyor oturuyor başlıyor soruyu çözmeye.Tam 3 saatin sonunda soruyu çözüyor ve temiz bir kağıda geçiriyor.
Ertesi gün okula yine geç kalıyor.Öğretmen masasının üstünde ödevler var.Sınıfın kuralı öğretmen gelmeden önce masaya koyuluyor.Öğrenci sırasına doğru giderken kağıdı masaya bırakıyor.Aradan 2 hafta geçiyor ve öğretmen öğrencinin yanına geliyor.Öğrenci korkuyor acaba ödevi yanlış mı yaptım diye.Ama bu korku boşuna.Öğretmen öğrenciye sarılıyor ve ekliyor:
-Oğlum sen nasıl yaptın bu soruları

Öğrenci:
-Ödev verdiniz bende yaptım

Öğretmen:
-Olum Bu Sorular Dünyada gelmiş geçmiş hiç bir bilimadamının cözemediği sorular sen bunları nasıl cözdün…

Öğrenci:
-Ben bunları ödev biliyordum cok calıstım yaptım…

Bu hikaye başından geçen adam dünyanın en ünlü matematikçisi oluyor ve giuness rekorlar kitabına girmeyi hak kazanıyor…

Ama öğrenci sınıfa 5 dk daha önce gelip bu sorunun dünyanın en zor sorusunun olduğunu bilseydi bu soru için en fazla yarım saat uğraşıp bırakıcaktı ve bu ünü kazanamıyacaktı…

Bu olay kimin başından geçti unuttum ama adam şuan yaşıyor ve matematik konusunda bir çok yeni konular geliştirmiş bir adam…

Facebook'ta Paylaş

Powered by Gürsoy Tasarım
Copyright © 2008 Erdem Gürsoy. All rights reserved.